Kitap Yorumları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kitap Yorumları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Ağustos 2021 Pazar

Jose Saramago - Körlük Üzerine



Körlük, insanları vahşete sürükleyebilir mi? Belki de insanın dış dünyaya olan seyrini sonlandırıp iç dünyasına, özüne dönmesini sağlayan bir şeydir körlük. Bir şey... felaket.


Başlı başına etik üzerine düşündürüyor Körlük, aynı zamanda hissettiriyor da. Açlığı, sefaleti, çaresizliği, toplumsallığın vahşetini, hüznü, özlemi ve en önemlisi de umudu. İşte o umudun sembolü Doktorun Karısı. Herkesin kör olduğu bu büyük çaplı akıl hastanesinde tek kör olmayan kişi de o. Ve o, tanık olduğu vahşeti hiç deneyimlememiş olmak için kör olmayı diledi. Halbuki fark edebilmesi için kör olması gerekmiyordu. Herkesin görebilmek için kör olması gerektiği bu felaketin ortasında, yaşanan vahşeti gözleriyle gördüğünden, fark etmesi gerekeni çoktan fark etmişti bile.                                                                                                                                                         

Bütün marketler, evler, binalar kısacası her yer yağmalanmış; elektrik, su, gaz kesilmiş; temiz su ve yiyecek kalmamış; sokaklar cesetlerle, çöplerle, pisliklerle dolmuş; vahşi hayvanlar sokaklara üşüşmüştü. 

Olan biten gerçekten Körlük yüzünden miydi? 

İnsanlar görünmedikleri için eylemlerini akıl ve ahlak süzgecinden geçirme gereği duymuyorlardı. Bu durumda etiğin, ahlakın gözle; görmekle doğrudan bir ilgisi olduğunu düşündüklerini çıkarabiliriz. Belki de bizi ahlaklı olmaya iten sebep de budur, birinin bizi izlediği ve gördüğü düşüncesi. Dinlere göre bu Tanrı ya da Tanrılardır. Bazı insanlar da teknoloji aracılığıyla izlendiklerini düşünürler. Ne olursa olsun içimizde hep bir şüphe vardır, görüldüğümüz konusunda. O şüphenin ortadan kalktığını düşünelim. Kaosa sürüklenir miydik? Ya da görünmez olsaydık, desem?

İnsanlığın içinde tehlikeli, vahşi bir canavar yatıyor. Kimimiz bunun farkında değil, kimimiz ise kendini bu canavara teslim etmiş çoktan. Peki Körlük, bu canavarı uyandırdı mı dersiniz? Sanmıyorum, bence onun farkına varmamızı sağladı. 

"Biz zaten kördük, gördüğü halde görmeyen körler.'' 

Çünkü görmek için önce kör olmak lazım belki de. 

"Kör oldum... Öfkeyle, vereceği acı yanıt ağzından çıkmak üzereyken, gözlerini açtı ve gördü."


Bakabiliyorsan gör. Görebiliyorsan fark et.


30 Nisan 2021

28 Temmuz 2021 Çarşamba

Haftanın Kitap Önerileri




Herkese Merhaba. Bugün birkaç kitap önerisiyle karşınızdayım. Bu kitaplar uzun zamandır okumak istediğim ancak bir türlü okuyamadığım kitaplardandı. Yorumlarımı sizinle de paylaşmak istedim.

José Saramago - Körlük

Körlük'ün ismi sürekli sohbetlerde geçiyordu, ben de artık okuma zamanının geldiğini düşünüp başladım. Ancak okumam çok uzun sürdü. Sanırım okumamın çok uzun sürdüğü kitapların başında geliyor kendisi. Ayrıca bu kitapla ilgili bir ödevim de vardı, ödev için bir yazı yazdım; onu da bir ara burada paylaşmak istiyorum.
Dediğim gibi okumam uzun sürdü, çünkü yazarın üslubu benim için alışılmışın fazlasıyla dışındaydı. Konusu çok güzeldi. İlk üç sayfasını okuduğumda kendi kendime ''Vay be, sağlam bir kitap olacak anlaşılan,'' dedim. Bir ara anlamak benim için çok zorlaşmaya başladı. Yavaş yavaş ve (bazı yerleri) birden fazla kere okumaya başladım. Kitabın 2. yarısında artık kitaba alışmış bir şekilde, soluksuz okudum. Ama ne yalan söyleyeyim, daha kitabı okumadan sonunun böyle olacağını biliyordum.

Unutmadan şunu da ekleyeyim, çok etkileyici ve korkunç derecede gerçekçi bir kitaptı. Herkesin okuması gerektiğini düşünüyorum.

OKUMAYANLAR İÇİN UYARI: SPOILER İÇERİR


Kitabın konusunu duyduğumda çok hoşuma gitmişti, ''Bir körlük salgını olacak, tamam. Acaba sonra ne olacak? Herkes kör olursa ilaç, aşı vs. bir şey ya da bir düzen kurmak mümkün olmaz büyük olasılıkla. Ben yazar olsam durup dururken gelir ve durup dururken giderdi herhalde,'' diye düşünmüştüm henüz okumadan. Bu yüzden sonunda pek şaşırmadım. Ancak genel olarak kitabın içindekiler beni çok şaşırttı. İnsanların bu kadar vahşi, kalpsiz, açgözlü olmasını beklemiyordum. Ama kitabı okuduktan sonra düşününce, böyle bir şey gerçek olsa (Allah korusun) galiba hepimiz böyle insanlara dönüşürüz, acı ama gerçek.


John Steinbeck - Fareler ve İnsanlar

Bu kitap da epey ünlü ve genel olarak çok öneriliyor. Bu sebeple kitabı almıştım ama bir süre okumadım. Daha sonra edebiyat dersinde dünya klasiklerinden bahsederken öğretmenim bu kitabı şiddetle önerdi. Ben de hazır kitaplığımda okunmayı bekliyorken okuma kararı aldım. Zaten çok kısa bir kitap, bir de akıcı olunca hemencecik bitti. Ama kitap bitmesine rağmen ben uzun bir süre içimde bitiremedim. Uzun zamandır bir kitaptan bu kadar etkilendiğimi hatırlamıyorum. Tüm zamanlarda favorilerime girecek bir kitap oldu. Konusu çok farklı ya da etkileyici miydi? Hayır. Ama ben yazarın anlatımını, yarattığı o havayı, atmosferi, büyüyü o kadar beğendim ki, uzun bir süre etkisinde kaldım kitabın. Sonra ''Keşke ben de bu kadar sıradan olan şeyleri bu kadar etkileyici anlatabilsem,'' diye düşündüm. Yazarın Gazap Üzümleri diye bir kitabı var. Yakın zamanda onu da okumak istiyorum, içten içe onun da etkileyici olacağını biliyorum.


Sabahattin Ali - Kuyucaklı Yusuf

Sanırım Türk edebiyatında en çok bilinen kitaplardan biri Kuyucaklı Yusuf. Bu kitabı edebiyat projem için okudum. Filmini de izledim. Yorumlamaya kitabından başlamak gerekirse, dürüst olayım, ben bu kitabı çok da fazla beğenemedim. Yazarın üslubu gayet güzeldi, bununla ilgili bir sorunum yok. Başları da acıklıydı, duygular iyi yansıtılmıştı. Ancak hikaye ilerledikçe olayların yarım kaldığını düşünmeye başladım. Yani, kitap bittikten sonra, hikaye henüz bitmiş gibi gelmedi bana. Zaten ''Sabahattin Ali ölmeseydi Kuyucaklı Yusuf 3 kitaplık bir seri olacaktı.'' diyenler var. Kötü bir kitap değil, asla böyle bir şey iddia etmiyorum. Sadece bittikten sonra çok etkilenmiş hissedemedim. Kitabı bitirdikten sonra hakkında çok fazla yorum okudum, belki benimle aynı fikirde olanlar vardır diye. Ancak kitabı okuyan herkes kitaba bayılmış gibi görünüyordu. Bu yüzden kendimi çok kötü hissettim. ''Ben de bir sorun var herhalde?!'' diye düşünüp durdum, bu mesele çok uzun zaman boyunca aklımı kurcaladı. Biliyorum, herkes her şeyi beğenmek zorunda değil, ama yine de kendimi değişik hissetmekten alamadım. Bilemiyorum, belki ileriki yıllarda tekrar okursam fikrim değişebilir.


SPOILER İÇERİR

Ben kitabın sonlarında Kübra'yla tekrar karşılaşacak diye düşünüyordum, çünkü Yusuf da böyle hissediyordu, ayrıca olaylar arasındaki bütünlüğün böyle sağlanacağını düşünüyordum. Ancak Yusuf Kübralar gittikten sonra onu bir daha görmedi. Sizin bu konu hakkındaki düşünceleriniz neler? Kitabı beğendiniz mi?


Kuyucaklı Yusuf Filmi

Kitabı bitirdiğim akşam hemen filmini izledim. Genel olarak olaylar kitapla tutarlıydı. Kitapta olmayan 2 sahne falan eklemişler, onun dışında cümleler bile neredeyse tamamen kitaptan alınmış. Ama oyunculuk kısmına gelirsek bence biraz... nasıl desem, komik gibiydi. Duyguları bana pek geçiremedi. Kitaba yazık etmişler desem haksızlık olmaz sanırım.


Şimdilik benden bu kadar:)
Bu kitaplar hakkındaki düşüncelerinizi yorumlarda belirtmeyi unutmayın!
İyi günler dilerim:)
 

22 Haziran 2021 Salı

KÜLTÜREL BİR ETKİNLİK! | Another: Manga VS Anime

 

Uzun zamandır Another isimli animeyi izlemeye çalışıyordum ve bugünlerde bitirdim:)

Normalde daha erken bir tarihte bu yazıyı yazmayı düşünüyordum ancak animeyi izlemeye bir türlü başlayamadım. En sonunda canıma tak etti (sürekli 'Another'ı izlesen mi artık' diyen iç sesim beni delirtti) ve bir gün oturup yarısını, ertesi gün de kalan yarısını izledim.

NOT: Bu yazıyı bir etkinlik için yazıyorum. Etkinliğe ulaşmak için tıklayın.

Another'ın ismini sürekli duyuyordum ve uzun zamandır okumak istiyordum. Pandeminin başlarında okumak için fırsat buldum ve okudum. Çok hoşuma gitti. Diğer yazılarımı okuyanlar bilir ki, çizgi roman ve manga gibi türler, sadece birkaç çizim ve diyalogla bir film etkisi yaratabildikleri için beni hep şaşırtmışlardır. Another da onlardan biriydi. Bir gerilim mangası olduğu için, bu gerilimi yansıtmasının biraz zor olacağını düşünsem de, yazar ve çizer bence çok iyi iş çıkarmışlar. Birkaç resim ve cümle sizi geriyor ve içine çekiyor. Bitirdikten sonra ''Vay be!'' dediğimi çok iyi hatırlıyorum. Aynı zamanda mangada anlaşılması zor olan bazı durumlar vardı. Onları anlamak için birkaç kere geriye dönüp tekrar tekrar okumak ve üzerine epey fazla düşünmek zorunda kaldım. Anladığımı düşünsem de bir o kadar da anlamadığımı düşündüğüm için, animenin daha iyi anlatabileceğine karar verdim. Sonuçta bir şeyi izleyerek anlamak çoğu zaman okuyarak anlamaktan daha kolay. Sesler ve görseller daha açıklayıcı kılabiliyor. Animeyi izlemeden önce böyle bir beklentim vardı. Bu beklentimi karşıladığını söyleyebilirim. Her ne kadar animeyi daha iyi anladıysam da mangayı daha çok beğendim. Daha profesyonelceydi. Daha sanatsaldı. Mangada çizimler duyguları ve konuyu daha iyi yansıtıyordu, animenin çizimleri ise gerici sahneler dışında, genel anlamdaki kasveti aktarmakta yeterli değildi bence. Tabii bu benim fikrim. Konusunu çok sevdim, orası ayrı.

Konuyu bilmeyenler için; bir okulda çok sevilen Misaki isimli bir öğrencinin ölümünün ardından, arkadaşları Misaki'nin öldüğüne inanmak istemediklerinden o, yaşamaya devam ediyormuş gibi davranmaya başlarlar. Bütün bir eğitim yılını böyle tamamladıktan sonra mezuniyet fotoğraflarında, ölü olmasına rağmen Misaki de çıkar. Bu olay büyük bir laneti başlatır.

Animedeki sesler, müzikler falan güzeldi; olaylar ilk başlarda pek sürükleyici değildi ancak son birkaç bölümde çok hızlandı. O yüzden bu animeyi izlemeye başlayıp da sıkıldıysanız yine de devam edin bence, çünkü sonlarında hikaye daha çok anlam kazanıyor.

Animeyi izledikten sonra çok fazla yorum okudum ve şunu fark ettim ki, bir kısım bu animeyi çok fazla beğenmiş (izledikleri en iyi anime olduğunu söylemişler), diğer kısım ise hiç beğenmediklerini, bu animenin hiçbir anlam ifade etmediğini söylemiş. Ben bu iki görüşün ortasındayım, ama iyi yönde olana biraz daha yakınım. Bence büyük bir çoğunluğun dediği gibi çöp falan değildi.

 Özetlemek gerekirse ben mangasını daha çok beğendim, ama animesi de yabana atılamaz. Canınız sıkılıyorsa hemen izleyin derim. Ancak bir uyarım var, eğer hassas bir insansanız biraz etkilenebilirsiniz, rahatsız oluyorsanız lütfen kendinizi izlemeye zorlamayın.


"-Ölüm hiç de nazik değildir. Karanlıkta kalırsın. Gözünün görebildiği her yer karanlıktır. Yapayalnızsındır.

-Yapayalnız mı?

-Evet. Gerçi yaşamanın da bundan pek farkı yok, değil mi? Her ne kadar sıkı ilişkiler içindeymişiz gibi görünse de, aslında yapayalnızız."


''Manga Nedir?'' diyorsanız tıklayın:)


18 Nisan 2021 Pazar

2 Kitap | Yeni Çıkanlar | Beyza Alkoç - No. 26 & Sezin Karameşe - Otuz Yedi | Kitap Yorumu


 Herkese Merhaba!

Uzun bir süredir yoğun bir şekilde kitap okumuyordum ama bu aralar eski tempomu yakalamaya başladım denebilir.

No. 26 isimli kitabı 2-3 günde okudum, Otuz Yedi'yi ise 1 günde bitirdim.

Aslında bu iki kitap da 5 Nisan'da çıktı. Ve bu da yetmiyormuş gibi ikisinin de erkek karakterlerinin adı Efe. Bir bakıma kaderleri ortak yazılmış iki kitap:)


No. 26 - Beyza Alkoç

Diğer yazılarımdan da tahmin edebileceğiniz gibi Beyza Alkoç yakından takip ettiğim genç yazarlardan. Çıkardığı kitapları hep okuyorum, bu sayede gelişimini de gözlemlemiş oluyorum. Belki biliyorsunuzdur, Beyza Alkoç kitaplarını Wattpad üzerinden yazıyor, daha sonra da kitap tamamlanınca basılıyor. Birkaç ay önce yeni bir kitaba başladığını duyurmuştu. Ben de hemen Wattpad'den ilk birkaç bölümünü okudum. Hoşuma gitti. Daha sonra kitap olduğunu öğrenince kitabı alıp okumak istedim. Yani kitabın ilk bölümünün yayınladığı günden beri bu kitabı takipteydim. Size biraz konusundan bahsedeyim.

Yeşil Küpeli Kız takma adıyla magazin haberleri yazan bir blogger olan Mine, bir gün son zamanların yıldızı olan şarkıcı Efe Duran'ın oturduğu apartmanı bulur. Aynı apartmanda kiralık bir daire olduğunu fark eden Mine, kimsenin hakkında haber yapamadığı Efe Duran'ı yakın takibe alıp hakkında haber yapmak üzere o apartmana taşınır. Ancak Mine ile Efe tanışınca işler değişir.
Çok tatlı bir romantik gençlik romanı. Aslında romanın temeli çok fazla drama dayanıyor. Hem üzücü hem de tebessüm ettirici çerez bir kitap. Ben çok keyifle okudum. Türünün güzel bir örneği.

9/10


Otuz Yedi - Sezin Karameşe

Sezin Erkek ya da bilinen adıyla Sezin Karameşe, benim çok uzun yıllardan beri takip ettiğim bir YouTuber. Diğer 'influencer' denen kesimden farklı bir insan ve içeriklerini keyifle izliyorum. YouTube'a ilk başladığı zamanlardan beri yazmayı çok sevdiğini söylüyordu. Ve en sonunda kitabını çıkardı. Bunu duyunca hemen alıp bir şans vermek istedim çünkü içten içe iyi olacağını biliyordum. Bu kitap üzerinde 2 yıl uğraşmış ve ortaya çok çok çok iyi bir iş çıkmış bence. Konusu şöyle:

İnsanların gözlerinde sürekli sayılar gören Deniz, herkeste 1 görürken karşı komşusunda 37 sayısını görmektedir. Onu ikna edip bu özel gücünün sırrını çözmeye çalışır. Ve bazı şok edici gerçekleri keşfederler.

İnternette birkaç kişinin kitabı şok içinde okuduklarını ve sonunu tahmin edemediklerini hatta okudukları en iyi kitaplardan olduğunu söylediklerine denk geldim. Bu sebeple beklentim biraz yüksekti. Aynı zamanda daha önce kendisinin yazdığı herhangi bir şeyi okumadığımdan ve bunun ilk kitabı olduğu gerçeğinden dolayı da beklentimi düşük tutmaya çalışıyordum. Ama doğruyu söylemek gerekirse çok çok çok iyi buldum. Kesinlikle beklentimi karşıladı. Ancak diğer insanlar gibi şok olduğumu söyleyemem çünkü kitabın arka kapağını okuduğumda ve kendisinin kitabını anlattığı videoyu izlediğimde sonunun böyle olacağını tahmin etmiştim. Yani en azından ana konuyu tahmin etmiştim diyeyim.

Sezin Karameşe kesinlikle çok iyi bir iş çıkarmış. Buradan onu tebrik ederim, gerçekten beni epey etkiledi. Birçok yazara taş çıkartır bu eseri.

10/10





17 Mart 2021 Çarşamba

Birkaç Kitap - Alkoç, Malley, Han, Poston, Bardugo

Merhaba:)
Bugün birkaç kitap yorumuyla karşınızdayım. 
Bu sefer genelde yaptığımın aksine fotoğrafları kendim çektim:)


1) Leigh Bardugo - Wonder Woman Savaşgetiren
Bu kitabı okumam çok uzun sürmüştü. Neden bilmiyorum ama kitabı elime alasım gelmemişti pek, (büyük ihtimalle yaz mevsiminde okuduğum için) ancak böyle söylediğime bakmayın, kitabı çok beğendim. Süper kahramanları severim (pek fazla süper kahraman filmi izlemememe rağmen). Bu kitapta da konu gayet güzel ele alınmıştı. Zaten bilenler bilir, Wonder Woman'ın hikayesinin içinde Yunan Mitolojisi var. Ben mitleri falan da çok sevdiğim için epey hoşuma giden bir kitap oldu bu.

Kısaca konusundan bahsedeyim. Dünyaya bir Savaşgetiren geliyor. Bu kişinin özelliği ise o yaşadığı sürece sürekli savaşların, kavgaların, kıtlıkların vs. sürecek olması. Bu yüzden bir grup insan Savaşgetiren'i öldürmek için yakalamaya çalışırken Wonder Woman'ın görevi ise o Savaşgetiren'i bulup kutsal bir ırmakta yıkanıp bu kötü güçten arınmasını sağlamaktır.
Puan: 9/10

2) Jenny Han - Sevdiğim Tüm Erkeklere

Bu kitap bir ara çok popülerdi, hatta sanırım Netflix'te dizisi ya da filmi var, denk gelmiş olabilirsiniz. Çok tatlı bir gençlik romanıydı. 

Konusu ise şöyle:
Lara Jean, aşık olduğu her erkeği unutabilmek için onlara bir mektup yazıp evindeki bir şapka kutusunda saklamaktadır. Ancak bir gün bütün mektuplar yanlışlıkla postaya verilir ve sahiplerine ulaşır.
Puan: 9/10

3) Ashley Poston - Geekerella

Bu kitap ise çok güzel bir Kül Kedisi uyarlaması.

Yıldızlararası adlı bir dizinin geek'i olan bir kız ile o dizide başrol oynayan yakışıklı oyuncunun imkansız aşkını konu alıyor.

Puan: 9/10

4) Ashley Poston - Prenses ve Hayranı

Tatlı kitaplardan biri daha.

Geekerella serisinin ikinci kitabı. Birbirine benzeyen iki kızın -bir geek'in ve çok ünlü bir aktrisin- yer değiştirmesini konu alan bir kitap.

Puan: 8/10 



Şimdi sırada Beyza Alkoç'un çok ses getiren Karantina serisi var.
Nedense kendimi bu seri hakkında bir şeyler yazmak zorundaymışım gibi hissediyorum.

Bu seri hakkında o kadar çok yorum okudum, o kadar çok yorum videosu izledim ki anlatamam. Artık bu kitap hakkında yapılan tüm övgü ve yergilerden haberdarım.
Ayrıca hakkında sorular da aldığım için artık bu yorumun zamanının geldiğini düşünüyorum.

(Bilmeyenler için not: Bu seri Wattpad çıkışlı.)

İlk önce konusundan bahsedeyim; Zeynep, okuluna yeni gelmiştir ve okuluna geldiği ilk günde okulda salgın bir hastalık tespit edilir. Okul karantinaya alınır. Bütün bunlar yetmiyormuş gibi okulda bir de cinayet işlenir. Zeynep, koridorda cesedin başında şoka girmiş vaziyette dururken okul müdürünü oğlu ve onun iki arkadaşı ile tanışmış olur. (sırayla Onur, Mert ve Burak) Belki de şimdiden bu kadarı da biraz fazla olmuş canım, diyebilirsiniz. Ancak bu daha hiçbir şey. Seri boyunca Zeynep 568445 kere kaçırılıyor ve başlarına 17618495'ten fazla kötü olay geliyor. Ayrıca seri boyunca şunu anlıyoruz ki, kimsenin anne babası aslında gerçek anne babası değilmiş falan filan.

Şimdi şaka bir yana, kitapta çok fazla klişe ve okurken 'Yine mi?' deyip göz devirebileceğiniz şey var. Hatta bir ara yazara yalvarmaya başlarken buluyorsunuz kendinizi ''Lütfen artık başlarına kötü bir şey gelmesin.'' diye. Ama benim böyle dalga geçtiğime bakmayın, o kadar kötü bir seri falan değil. Hatta bu kadar fazla olay oluyor, evet ama hepsi totalde hepsi tutarlı. Yani bu kadar olayı herkes bu kadar tutarlı yazamaz, her yiğidin harcı değil. Bu konuda yazarı tebrik etmek gerekir. 

Şunu da söyleyebilirim ki bu kitabın hitap ettiği bir yaş kitlesi var. 18 yaş altı, gençlik romanı. Bu kriterlere uymuyorsanız büyük ihtimalle kitabı hiç sevmeyeceksiniz. Dediğim gibi diğer Wattpad kitaplarından daha üstün bir kitap. Ayrıca bu kitabı o kadar da yargılamamak gerek çünkü bu kitaplar yazarın kendini geliştirme sürecine gelen kitaplar. Yani Karantina'nın ilk kitabı 6 yıl önce yazıldı ve son kitabı da 2020'de çıktı. Tabii ki de bu serinin son iki kitabında yazar artık kendi tarzını biraz daha oturtmuş halde. Doğal olarak serinin devamını getirmek zorunda olduğu için son iki kitabını okuduğunuzda yazar kendini geliştirmiş diyemeyebilirsiniz. Ancak Beyza Alkoç'un yazdığı diğer kitapları da okursanız kolaylıkla gelişimini gözlemleyebilirsiniz. Kar Küresi buna iyi bir örnek. Blogumda yorumu var. Buraya tıklayarak okuyabilirsiniz.


Özetle kötü bir seri olduğunu düşünmüyorum, sadece klişeler fazla. Ayrıca yazarın kendini geliştirdiğine tanık olduğum için kendisine epeyce saygı duyuyorum. Ortalama bir seri olduğunu söylemek istiyorum.



Şimdi geldik bir başka seriye. Bildirge-Direniş-Miras üçlüsü. Mükemmel bir distopya.
(Bildirge o kadar uzun süredir bende ki ismi solmuş:))

Uzun Ömürlülük ilaçlarının bulunmasıyla ölümsüzlük elde edilir. Böylece insanların çocuk sahibi olması yasaklanır. Her şeye rağmen çocuk sahibi olan insanlar tespit edilir ve çocukları 'Artık Deposu' adı verilen bir yetiştirme merkezine gönderilir. Artıkların Uzun Ömürlülük ilacı kullanmaları yasaktır ve diğer insanlara hizmetçilik etmek üzere yetiştiriliyorlardır. Artık Anna ve Artık Peter bu düzene baş kaldırarak daha iyi bir geleceğe sahip olmak için uğraşırlar. 

Bu arada kitap 2140'ta geçiyor. Çok güzel yazılmış bir kitap. (DİKKAT! SPOILER) Kitapta tasvip etmediğim tek bir şey var, o da ana karakterin 17 yaşında çocuk sahibi olması.

Puan: 8/10

Yorumlarınızı bekliyorum:)                              

16 Mart 2021 Salı

Stephen King - Yeşil Yol

 

Herkese Merhaba.

Bence Yeşil Yol filmini ya da kitabını duymayan kalmamıştır. Genel olarak hep önce kitabı okuyup daha sonra uyarlanmış filmleri izlerim. Ancak bu sefer tam tersi oldu.


Annemin önerisiyle filmi izledim ve çok beğendim. Gerçekten harika bir başyapıt. Tom Hanks'in oynadığı filmleri hep beğenirim zaten. Aynı zamanda, bilenler bilir, Stephen King'e bayılıyorum. En sevdiğim yazarlardan biri. Kitapları zaten çok çok iyi olmakla beraber, kitaplarını konu alan filmler de en az onlar kadar iyi oluyor.

Filmi izlediğimde aşırı beğenmiştim. Hem de sonunda büyük bir şok yaşamıştım. (Şimdi orayı söyleyip sürprizbozan vermeyeyim.)

Daha sonra mutlaka kitabını da okumalıyım, diye düşünmüştüm. Kitabını da okudum yakın zamanda. Şimdi onu yorumlayacağım.

Öncelikle şunu söylemeliyim ki, kitabın konusu, işlenişi ve King'in üslubu çok güzel. Daha önce de söylediğim gibi King'in kalemi çok sağlam ve bunu da bu kitapta rahatça görebiliyoruz.

Kitap gerçekten bence kusursuzdu. Çok akıcı, çok açıklayıcı ve çok tutarlıydı. Stephen King gibi bir yazar olabilmek en büyük hayallerimden bir tanesi.

Bilmeyenler için biraz kitabın konusundan bahsedeyim.

Ölü bulunan Detterick ikiz kız kardeşlerin katili olarak onların cesetlerinin başında bulunan John Coffey tutuklanır. Coffey, bir devin boyutlarına sahip bir siyahidir. Aynı zamanda bütün kanıtlar görünürde onu işaret etmektedir. İşlediği iddia edilen cinayetten dolayı elektrikli sandalyeye oturtularak idam edilecektir. Ancak Coffey, cinayetleri işlemediği gibi olağanüstü bir gücün de sahibidir.

Bu kitap beni çok düşündürdü. John Coffey öldüğünde o kadar üzüldüm ki anlatamam, içim acıdı. Kurgusal karakterlerle çok fazla bağ kuruyorum bazen. Bu yüzden her 20 Kasım'da (öldüğü günde) John Coffey'i anmaya ve onun hakkında düşünmeye karar verdim kitabı okumayı bitirdiğimde.

John Coffey aslında bir sembol, dünyayı daha iyi bir yere getirmeye çalışıp suçlu bulunanların sembolü.

23 Şubat 2021 Salı

Birkaç Agatha Christie Kitabı

Doğu Ekspresinde Cinayet, Agatha Christie'nin en ünlü kitaplarından biri. Sanırım birçok kişi adını duymuştur.
Adından da anlaşılacağı gibi, bir trende bir cinayet işleniyor ve o sırada o trende olan ünlü dedektif Hercule Poirot cinayeti çözme işini üstleniyor.

Epey sağlam kurgulanmış bir kitaptı ve sonlarında resmen ağzım açık kaldı. Gerçekten kırk yıl düşünsem böyle biteceği aklıma gelmezdi. Herkesin okumasını önerdiğim bir kitap, okurken hiç sıkmıyor, çok akıcı, sürükleyici. Agatha Christie'nin dili her zaman sade zaten. Bu sebeple elinizden düşüremeyeceğinizi garanti edebilirim.

10/10

Nil'de Ölüm kitabı da çok ünlü Agatha Christie kitaplarından biri.
Çok güzel, çok zengin, çok akıllı ve yetenekli bir genç kız olan Linnet Doyle; en yakın arkadaşının nişanlısı ile evlenmiştir. Bu yeni evli çift,
Mısır'da balayı tatiline çıkmışlardır.

Nil'de gezi yapmak amacıyla bindikleri gemide bir cinayet işlenir. Ve acaba katil kimdir?

Bence bu kitap çok güzeldi. Bugüne kadar okuduğum Agatha Christie kitaplarının arasından en kalın olanıydı (Agatha Christie'nin kitapları genelde incedir.) ama aynı zamanda da en çabuk okuduğum kitabıydı. Katili tahmin etmek epey zordu. Bu kitapları keyifli yapan da bu zaten. İçinde Poirot olan sıkıcı bir kitap olamaz, okurken giderek Poirot'nun zekasına hayran kalıyorsunuz.                10/10


Ölen bir antikacının evini kiralayan Clarissa ve eşi Henry, kızları Pippa'yla birlikte huzur içinde yaşamaktayken bir gün hiç beklenmedik bir şey olur. Clarissa, salonda bir ceset bulur.

Kitap zaten çok ince, bu yüzden daha fazla şey söylersem (yani yazarsam) kitabın bazı sürprizleri kaçabilir.

Bence sürükleyici bir kitaptı. (Agatha Christie'nin sürükleyici olmayan kitabı yok ki!) Nedense bu kitabı okumak bana satranç oynuyormuşum gibi hissettirdi. Okurken sürekli kafamda senaryolar uydurduğum içindir belki de. 

10/10



Belki de Agatha Christie'yi küçüklüğümden beri çok sevdiğimden tarafsız davranamıyor olabilirim ama benden 10 puan almayacak bir kitabı olduğunu düşünmüyorum:)

19 Şubat 2021 Cuma

Manga Okumak?

 


Manga okumayı, anime izlemeyi sever misiniz?
Aslında ben ikisini de çok seviyorum ama her zaman anime izleyemiyorum, film şeklinde bulursam izliyorum. Çünkü genel olarak pek dizi izlemiyorum. Eğer  izleyeceksem bütün diziyi bir oturuşta bitirmek isterim. Ancak toplu halde bu kadar fazla zamanım olmuyor. Eğer bir oturuşta izleyemezsem de aklım hep dizide kalıyor. Ders çalışırken falan aklım oraya gidiyor. Kitaplarda da böyle bu. Kitap sürükleyici ise bütün işlerimi bırakıp okumaya başlıyorum. Ertesi gün 5 sınavım olsa bile:)

Manga okumayı anime izlemekten daha çok seviyorum. Çünkü birkaç resim ve birkaç diyalogun kafamdaki hikayeyi oluşturması beni çok etkiliyor. Manga hakkında en sevmediğim şey ise çok çabuk bitmesi. Bir mangayı ortalama 25-30 dakikada okuyorum ancak yeni cildinin çıkması 2-3 ayı buluyor. Beklemek bazen çok zor oluyor (özellikle manga heyecanlı bir yerde bitmişse). 

Benim ilk okumaya başladığım manga Gençlik Yolculuğu. Bu mangayı çok sevdiğim için blogumun adını Gençlik Yolculuğu koydum. Aslında orijinalinde 13 cilt. Ancak henüz 7'si Türkçeye çevrildi. Diğer ciltleri merakla bekliyorum. Sizin de okumanızı tavsiye ederim. Aslında klasik bir lise aşkı hikayesi tadında olsa da hikayedeki bazı detaylar sizi kendine çekiyor. Mesela ana karakter Futaba. Nedense kendimle çok özdeşleştirdim onu.

Bu arada şunu söylemeliyim ki Gençlik Yolculuğu bir shōjo manga. Yani hedef okuyucu kitlesi genç kızlar. Ama bu genç kızların dışındakilerin okuyamayacağı anlamına gelmiyor tabii ki de.

Okuduğum diğer mangalar ise Death Note ve Another. Another'ı bitirdim ancak Death Note'un bazı ciltleri tamamen tükenmiş ve seriyi bitirmek için yayınevinin onları yeniden basmasını beklemek zorundayım. Çünkü hiçbir yerde yoklar. Ne bir internet sitesinde ne de bir kitap mağazasında bulabildim. En son okuduğum cilt de çok güzel bir yerde bitmişti ama devam edebilmek için aylardır bekliyorum ve bir bu kadar da bekleyeceğim gibi görünüyor.

16 Ocak 2021 Cumartesi

Agatha Christie - 16.50 Treni

 Herkese Merhaba!

Daha önce bundan hiç bahsetmiş miydim bilmiyorum ama ben Agatha Christie'yi çok seviyorum. Harika bir yazar. Çok sürükleyici ve şok edici yazıyor. Bugün değineceğim eseri 16.50 Treni.


Elspeth isimli bir kadın bir gün bir yolculuk yapmak üzere bir trene biner. Elspeth'in bindiği tren giderken onlara bir tren daha yetişir ve bu iki tren kısa bir süre için yan yana gider. Bu kısa süre zarfında Elspeth, karşı trenin vagonundaki bir adamın bir kadını boğduğunu ve kadının yere yığıldığını görür. Olanları arkadaşı olan Jane Marple'a anlatır. Marple, harika bir dedektiftir. Vakayı araştırmak ister ancak artık yaşlı olduğundan olay mahallini ve çevresini araştıracak bedensel gücü bulamaz. Böylelikle Lucy Eyelesbarrow isimli zeki ve becerikli bir genç hanımla işbirliği yapar ve cinayeti çözmeye çalışır.

Kitap hakkında en fazla bu kadar bilgi verebilirim, yoksa sürprizi kaçar:)
Şimdi gelelim benim yorumuma^^

Harika bir kitaptı. Müthişti. Bir solukta okudum ancak diğer kitapların aksine bunda katili tahmin edebildim. Ama kafamda ''katil şöyle yapmıştır, bu yüzden yapmıştır'' gibi bir şey kurgulayarak değil de, ''katil bence bu değil, bu da değil, o zaman kesin bu'' gibisinden yaptığım bir sallamasyon sonucu bu kanıya vardığımı sanırım kabul etmeliyim:)

Okurken sıkan bir kitap olduğunu düşünmüyorum. Okuması kolay bir kitap. Anlatımı sade. Eğer canınızın kitap okumak istemediği bir dönemdeyseniz özellikle okuyun derim çünkü keyif veren bir kitap ve bunu okuduktan sonra başka kitaplar da okumak isteyebilirsiniz. Mesela On Küçük Zenci, eğer okumadıysanız kesinlikle bunu da okumalısınız. Hayatımda okuduğum EN ŞOK EDİCİ kitap. Şu ana kadar katili tahmin edebilen kimseyi tanımıyorum, o derece yani!

2020'de Okuduğum Kitaplar ve Yaz Boyu Edebiyat Etkinliği

 



Herkese Merhaba!
Belki biraz geç kalmış olabilirim (özellikle Yaz Boyu Edebiyat Etkinliği konusunda, ama ne de olsa evdeyiz diyerekten etkinliği uzatmış bulundum) fakat yine de bir anı bırakayım dedim. Yazdığım şeyleri üzerinden birkaç ay geçtikten sonra okumayı çok seviyorum. 

Ayrıca ben bu sene yılbaşı akşamı kendime bir mektup yazdım ve 2021'in sonunda okumayı planlıyorum. Beklentilerim vs. gerçekleşmiş mi, yoksa gerçekleşmemiş mi umarım bu yılın sonunda göreceğiz.

Önce okuduğum kitapların bazılarını hatırlamayabilirim, bunun için üzgünüm.

  • Kar Küresi - Beyza Alkoç
  • Karantina 5 - Beyza Alkoç
  • Bildirge/Direniş/Miras - Gemma Malley
  • Geekerella/Prenses ve Hayranı - Ashley Poston
  • Sevdiğim Tüm Erkeklere - Jenny Han
  • Gazap ve Şafak - Renee Ahdieh
  • Wonder Woman: Savaşgetiren  - Leigh Bardugo
  • Another Serisi - Yukito Ayatsuji
  • Harry Potter Serisi - J.K. Rowling
  • Hayalet Kalp - Ali Benjamin
  • Cesur Yeni Dünya - Aldous Huxley
  • Hayvan Mezarlığı - Stephen King
  • Göz - Stephen King
  • Kujo - Stephen King
  • Yabancı - Stephen King
  • Hayvan Çiftliği - George Orwell
  • Genç Bir Doktorun Anıları - Mihail Bulgakov
  • Dr. Jekyll ve Bay Hyde - Robert Louis Stevenson
  • Kadransız Saat - Carson McCullers
  • Canavar - Stephen Crane
  • Gençlik Yolculuğu Serisi (ilk 6 kitabı)
  • Death Note Serisi (ilk 5 kitabı)
  • 16.50 Treni - Agatha Christie
Şimdilik aklıma gelenler bunlar. Sanırım burada bir 30-40 kitap var.

Şimdi Yaz Boyu Edebiyat Etkinliği'ne geçelim.

#1 Filme Uyarlanmış Bir Kitap - Stephen King'den Göz

#2 Tarihi Bir Olayı Konu Alan Bir Kitap - Stephen King'den 22/11/63 

#3 Bilimkurgu Türünde Bir Kitap - Amie Kaufman ve Jay Kristoff'tan Illuminae

#4 Fantastik Türünde Bir Kitap - J.K. Rowling'den Harry Potter ve Zümrüdüanka Yoldaşlığı

#5 İsteğe Göre Bir Kitap Serisi - Gemma Malley'den Bildirge/Direniş/Miras

#6 "Sağlık" veya "Psikoloji" Temalı Bir Kitap - Platon'dan Devlet

#7 Popüler Bilim ve Teknoloji(Yapay zeka,Evrim,Uzay vb.) Temalı Bir Kitap - Jules Verne'den Yeşil Işın

#8 Yerli Klasiklerden Bir Kitap - Halide Edip Adıvar'dan Ateşten Gömlek

#9 Yabancı Klasiklerden Bir Kitap - Carson McCullers'tan Kadransız Saat

#10 Kişisel Gelişim Temalı Bir Kitap

#11 Şiir/Deneme Temalı Bir Kitap - Charles Lamb ve Mary Lamb'dan Shakespeare'den Hikayeler

#12 Gençlik/Genç Yetişkin Temalı Bir Kitap - Beyza Alkoç'tan Kar Küresi

#13 Biyografi/Otobiyografi Temalı Bir Kitap - Yılmaz Özdil'den Mustafa Kemal

Hedeflerim bunlarmış. 1,4,5,9 ve 12. maddeleri tamamlamışım. Diğerlerini tamamlayamasam da onların yerine geçebilecek kitaplar okumuşum bence.
2021 için hedefim 50 kitap okumak. Umarım hepimiz hedeflerimizi gerçekleştirebiliriz.

5 Kasım 2020 Perşembe

Stephen King - Kujo

Herkese Merhaba!


Umarım günleriniz iyi geçiyordur. Ben bu aralar okul yüzünden çok yoğunum. Ayrıca çok yakında sınavlarım başlayacak o yüzden bir fırsat yakalamışken buraya bir şeyler yazayım dedim.

Karantina döneminde epey kitap okudum, hepsinin yorumunu yazmak istiyorum aslında. Belki yorumları çok uzun tutmazsam hepsinin yorumunu yazabilirim. Şimdi kitabımıza dönüyorum.

Stephen King, benim en sevdiğim yazarlardan. Bugüne kadar okuduğum kitaplarını hep keyifle okudum. Açıkçası bu kitabı okuduktan sonra bir süre köpeklerden tırstım. Normalde hayvanlardan korkan biri değilim ama King'in kitapları beni hep (birkaç günlüğüne de olsa) etkisi altında bırakmıştır. Mesela Hayvan Mezarlığı'ndan sonra da kedilere karşı bakış açım bir süreliğine değişmişti.

Öncelikle şunu belirteyim, yazdığım kitap yorumlarını kapsamlı ve uzun tutmayı seviyorum. ÇOK detaycı biriyim, bu yüzden önem verdiğim yazıları paylaşmam çok uzun sürüyor. Bir yayını paylaşmadan önce en az üç kere okuyorum. Tabii bütün bu süreç beni yoruyor. Ama bu durumdan vazgeçemiyorum çünkü böyle olmayı seviyorum. Bu yüzden yorum yazmaya vakit bulamıyorum. Aynı zamanda blogumu boş bırakmak da istemiyorum. Yani, hiç yoktan iyidir diyerek yorumlarımı kısa tutmak zorundayım. Üzgünüm.


Kitabın dilinden başlayacak olursam bence çok akıcıydı, sadeydi ve anlaşılırdı. 2-3 günde okumuştum zaten. Ancak bu yorum kişiden kişiye değişir çünkü kardeşim benden sonra okudu ve kitabı okuyasının gelmediğini, akıcı olmadığını söyledi. BENCE güzeldi ancak daha etkileyici King kitapları okumuştum. Mesela Yabancı. King duyguları aktarmada çok iyi. Genel olarak gerilim yazıyor zaten ve o gerilimi hissedebiliyorsunuz, sürprizbozan vermiş gibi olmayayım da benim çok içim daralmıştı, bir de çok üzülmüştüm.

Hikayede iki ayrı aileden bahsediliyor. Biri eskiden çok başarılı işler yapmış ama şu anda işleri yolunda gitmeyen Vic, eşi Donna ve oğulları Tad. Diğeri ise araba tamircisi Joe, eşi Charity, oğulları Brett ve köpekleri Kujo. 
Kujo günlerden birinde bir yarasa tarafından ısırılır ve kuduz olur. Tad ise gördüğü canavarın giderek ona yaklaştığından habersizdir.

Yazar, köpeğin hastalanırkenki halini o kadar iyi anlatmıştı ki, içim burkuldu. Ayrıca küçükken anlatılan kuduz köpek hikayelerinden çok korkardım. Neyse ki kuduz artık pek gündemde olan bir hastalık değil. Pek sık rastlamıyoruz. Ama kitap kuduz olan bir köpeğin neler yapabileceğini güzel anlatmıştı bence.

Kitap zaten çok kısa ve diğer King kitaplarındaki gibi dolu dolu bir olay örgüsü yok. Ama hoşuma gittiği için biraz bahsetmek istedim. Bu yorumdan sonraki yorumlarımda artık kitapları puanlamayı düşünüyorum. Bu yorumda bunu yapmayacağım çünkü kitabı okuyalı iki aydan fazla oldu ve bu puanı şu an vermem pek sağlıklı olmaz. Ama genel olarak iyi bir kitap olduğunu söyleyebilirim.

Hiç Stephen King kitabı okudunuz mu?
Okuduysanız neleri okudunuz ve kitap hakkındaki düşünceleriniz neler?

İyi günler dilerim.

Ve unutmayın ki canavarlar asla ölmez.







4 Eylül 2020 Cuma

J. K. Rowling - Harry Potter ve Zümrüdüanka Yoldaşlığı ve Okuma Zamanı Üzerine

 Herkese Merhaba!

Uzun bir süre oldu yazmayalı ancak geri döndüm. Pandemi nedeniyle eve kapandığımızdan bu yana epey kitap okumuşum. Her ay ortalama 5 kitap okumuşum en azından. Bu benim için çok mutluluk verici çünkü yoğun tempomdan ötürü ayda 1-2 kitap ancak okuyabiliyordum. Şimdi bu kötü dönemi birazcık olsun değerlendirebildiğimi düşünüyorum. Ancak şunu fark ettim ki yaptığım listenin epey dışına çıkmışım bu YAZ BOYU EDEBİYAT ETKİNLİĞİ'nde. Harry Potter serisini ilk defa okudum. Bu etkinliğe katılmaya karar verdiğimde Ateş Kadehi'ni bitirmiştim. Zümrüdüanka Yoldaşlığı'nı okuduktan sonra başka kitapları okumayı planlamıştım ancak seriden kopamadım ve devam ettim. Lanetli Çocuk da dahil olmak üzere okumadığım hepsini okudum. Böylece etkinlik için okumam gereken kitapların birçoğunu okumamış oldum. Okullar açılana kadar (yani fiziksel olarak) bu listedeki kitapları tamamlamayı düşünüyorum. Yani yaz benim için bitmemiş sayılır. Bu yazımda okuduğum Harry Potter serisini yorumlamayacağım. Çünkü bence herkesin aşağı yukarı bir fikri vardır bu seri hakkında. Bu yüzden serinin benim için olan öneminden ve dünya genelinde neden bu kadar sevildiğinden bahsedeceğim.

Harry Potter serisine çoğunlukla çocuk kitabı gözüyle bakıldığının farkındayım. Bu bizim gibi Harry Potter hayranlarını biraz sinirlendiriyor olabilir. Ancak Harry Potter bir çocuk kitabı, zaten çocukların okunması amacıyla yazılmış ve çocuk edebiyatına yaptığı katkılardan ötürü ödül almış bir seri. Bunun çocuklara yönelik olması kötü olduğu ya da belli bir yaştan sonra okunamayacağı anlamına gelmiyor. Aslına bakarsanız bence kitapların okunma yaşı yoktur. Herkes okuduğundan farklı bir şey çıkarır zaten. Belki de iki yıl önce okuduğumuz bir kitabı anlamamış olabiliriz, bazı şeyler aklımıza yatmamış olabilir. Eğer o kitabı şimdi okursak çok keyif aldığımızı fark ederiz. Bazı şeyler yaşla alakalı değildir. Yani iki yıl önce okuduğumuz bir kitabı anlamamamız, şimdikinden iki yaş küçük olduğumuzdan kaynaklanmıyor. Şimdikinden daha az deneyimimiz olduğu için bazı eksik yanlarımızı ortaya çıkarıyor. Hayatımıza devam ettikçe ve bir şeyler öğrendikçe anlarız.

Ben mümkün olduğunca hiçbir kitabı, filmi yarım bırakmamaya çalışırım.Beğenmemiş olsam bile. Hep bir şans daha vermek isterim, bana bir şeyler katacağını düşünürüm. Her işin içinde biraz da olsa emek olduğunu kendime hatırlatırım. Ancak bazen öyle eserlere denk geliyorum ki gerçekten devam etmeyi istemiyorum, bence ne demek istediğimi gayet iyi anladınız. Öyle zamanlarda ise kendime diyorum ki; senin daha bunu anlama zamanın gelmemiş, bir süre bekle, bekle ki hayat sana yeni bir şeyler öğretsin. Ardından belki bir yıl, belki bir ay sonra kendimi hazır hissettiğimde yeniden başlarım, o zaman kendimi anlamış hissederim. Ama yaşlandığımdan değil, karakteri yaşayabildiğimi hissettiğim için.

Veronika Ölmek İstiyor isimli kitabı yorumladığım yazıda, o kitabı belki bir iki yıl sonra okusam daha iyi olabileceğini söylemiştim. Bunun ardından bana bunun nedenini soranlar oldu. Aslında temel nedeni bu. Belki de iki yıl ya da daha fazla zaman sonra hayatıma daha fazla şekil verip kontrolü kendi elime almaya başlayınca Veronika'yı daha iyi anlayabileceğimi düşünmüştüm.

Konudan epey saptım, farkındayım o yüzden hemen Harry Potter'a dönüyorum. Harry Potter, bence okuyan ya da izleyen herkese ilham, mutluluk vermiş bir seri. Açıkçası bu zamana kadar bu seriyi sevmeyene rastlamadım. Herkese ufacık da olsa bir şey katmış olduğunu düşünüyorum. Bana göre aşırı zekice yazılmış bir kitap. Ufacık mantık hataları var ki o da tarihlerle ilgili. Örneğin yazar 4 Eylül Salı diyor. Ancak o tarih cumaya geliyor gibisinden. Ki bu yok sayılabilir.

Bu arada bütün kitap yorumlarımdaki görselleri değiştirdim. İnternetten aldıklarım yerine kendi çektiklerimi koydum. Ancak Blogger'daki bu arayüz değişikliği beni çok rahatsız etti. Eskiden metinlerin yanına resim koyabiliyordum ve çok şık duruyordu. Ancak şimdi yapamıyorum. Nedenini ve nasıl düzeltebileceğimi bilen var mı?


Artık sadece bu yayında olduğu gibi resim yerleştirebiliyorum.


Günleriniz nasıl geçiyor, nasılsınız?
En sevdiğiniz Harry Potter sahnesi/kitabı nedir?


İyi günler dilerim:)


1 Temmuz 2020 Çarşamba

Stephen King - Göz

Herkese Merhaba!

YAZ BOYU EDEBİYAT ETKİNLİĞİ hız kesmeden devam ediyor!
Bugün etkinliğin ilk maddesini yerine getirmek üzere okuduğum 'Göz' kitabını yorumlayacağım. Bu kitap hakkında anlatacağım çok şey var. Bazı yerler sürprizbozan (Deeptone'un deyimidir. Spoiler anlamına gelir.) içerebilir. Ancak endişelenmeyin, ben haberdar edeceğim:)

Öncelikle kitabımızın konusundan bahsedeyim.

Kitabımızın ana karakteri Carrie isminde, okulda her seferinde zorbalığa uğrayan, çirkin denilerek dışlanan, 16 yaşında bir kız. Babası öleli çok olmuş, annesi bakımından da pek şanslı sayılmaz bu kızımız. Annesi aşırı dindarlığın ötesine geçip kendine çok farklı bir boyut yaratmış adeta. Eline geçtiği her fırsatta Carrie'yi öldürmeye çalışan, delirmiş bir insan. Eminim bu yazı boyunca bu anneden, yani Margaret White'dan epey nefret edeceksiniz.

Kitap, Carrie'nin okulda, soyunma odasında ilk reglini olmasıyla başlıyor. Bunu gören zorba arkadaşları tabii ki de Carrie'yi rahat bırakmıyorlar ve çok rahatsız edici davranışlar sergiliyorlar. Kızın üstüne pamuk atmak gibi. Ancak garip olan şu ki, Carrie başına ne geldiğini bilmiyor. Hatta neden sonra, ''Yardım edin, kan kaybından ölüyorum!'' diye haykırmaya başlıyor. Bütün bu kargaşanın üzerine, beden eğitimi öğretmeni soyunma odasına geliyor ve tanık oldukları üzerine, zorbalık yapan öğrencileri daha sonra cezalandırmak üzere aklının bir kenarına yazdıktan sonra, Carrie'ye yardım ediyor ve gerekli açıklamaları yaptıktan sonra evine gönderiyor.



Carrie, eve gittikten sonra annesinin işten gelmesini beklemeye başlıyor. Annesi geldikten sonra, ona neden daha önce böyle bir şeyden (yani reglden) hiç bahsetmediğini soruyor. Annesi, bunun bir kötülük belirtisi olduğunu, kötü bir insan olmasaydı bunun başına gelmeyeceğini söylüyor.
(Açıkçası ergenliğin ve getirilerinin 16 yaşına kadar okulda öğretildiğini düşünüyordum. O yüzden kitaptaki bu detayı biraz garipsedim.)
Bunun üzerine annesi, (her zaman yaptığı gibi) Carrie'yi hırpalamaya başlıyor. Ona 'dolaba girip dua etmesini' söylüyor. Kitap boyunca annesi, Carrie'yi birçok kez dua etmesi konusunda zorluyor. Dolaba kilitlemekle kalmıyor, onu öldürmeye bile kalkıyor. (Bu bir sürprizbozan değildi.)
Tüm bunlara rağmen, Carrie güçlü durmayı başarıyor. Çünkü onun kendisine güvenmesini sağlayan ve alevlenmek üzere ergenlik dönemini bekleyen bir özelliği var:

TELEKİNEZİ

Carrie'nin bu yeteneği o kadar güçlü ki, 3 yaşındayken, annesinin yine onu öldürmeye çalıştığı anlardan birinde, istemsiz bir şekilde evlerine gök taşı yağdırıyor.
(taşlar)
Carrie sürekli taşları hatırlıyor kitap boyunca. Annesine karşı koymak için bu yeteneğini sürekli geliştiriyor.

Bu arada şunu da söyleyeyim, kitapta birkaç sayfada bir Carrie ile ilgili bilimsel makaleler yer alıyor. Yani, kitabın sonunda olan olaydan (birazdan bahsedeceğim ama sürprizbozan içerecek) sonra Carrie hakkında yazılmış makaleleri önceden önümüze sunarak kitabın sonunu tahmin etmemize yardım ediyor sevgili Stephen King. Göz, Stephen King'den okuduğum üçüncü kitaptı. Stephen King'in anlatımı o kadar iyi ki, etkisine kapılıp gidiyorsunuz. Bu etkinlik kapsamında okumayı planladığım bir Stephen King kitabı daha var. Onu da okumayı sabırsızlıkla bekliyorum.

Konumuza dönersek, Carrie'ye soyunma odasında zorbalık yapanlardan biri olan Sue Snell; yaptığı şeyden dolayı çok pişmanlık duyuyor. Çünkü aslen öyle bir insan değil. O olaydan sonra Carrie hakkında çok düşünüyor ve bir karar veriyor. Carrie, sosyallikten çok uzak olduğu için onu sosyalleştirmek üzere; onu yıl sonundaki baloya kendi erkek arkadaşı ile göndermeyi planlıyor. Carrie'nin bunu kabul edeceğini biliyor çünkü okuldaki kızların yarısı gibi, onun da kendi erkek arkadaşına ilgisi olduğunun farkında. Sue'nun bunu yaparken hiçbir kötü amacı yok.Tıpkı Carrie'nin o baloda başına gelenlerden sonra, okulun ve kasabanın başına ne geleceğinden kimsenin haberi olmadığı gibi.

Sürprizbozansız bu kadar anlatabiliyorum, bundan sonraki kısım epey bir sürprizbozanlı olacak.


Evet, 'artık acaba söylememem gereken bir şeyi söyledim mi' diye endişelenmeme gerek kalmadı.

Sue'nun bu ricasını erkek arkadaşı Tommy Ross, kabul ediyor. Tam da Sue'nun tahmin ettiği gibi Carrie bu teklifi kabul ediyor. Ancak burada çok önemli bir olay var. Yani en azından hepimize bir şeyler anlatan bir nokta var. Herkesin 'çok çirkin' bahanesiyle dışladığı Carrie'nin aslında hiç de çirkin olmadığını fark ediyor Tommy.
İnsanlar kendi standartlarına uymayan insanları 'çirkin' diye nitelendiriyorlar. Oysaki çirkin insan yoktur.
Zorbalık konusunda Carrie'yi tamamen anlayabiliyorum, çünkü bu sene,yani en azından ilk dönem, zorbalıktan çok çektim. Bir süre ben de Carrie gibi çok dışlandım. Hiçbir arkadaş grubuna giremedim. Daha sonradan beni benimseyebilen birkaç kişi oldu ama zorbalık yapanlar okul kapanana kadar bunu sürdürmeye devam ettiler. Dediğim gibi, Carrie ile empati kurmuş olmam bu kitabı daha çok özümsememe sebep oldu.

Derken, balo günü yaklaşıyor ve tabii ki de Carrie, annesinin garip davranışları ve inançları yüzünden elbisesini kendi dikmek zorunda kalıyor. Carrie o kadar yetenekli ki çok güzel bir elbise dikiyor. Ama bunu giydiğinde ya da baloya gideceğini söylediğinde annesi tekrar deliye dönüp bunların hepsinin günah olduğunu söylüyor. Ancak Carrie telekinetik gücü sayesinde annesini kapı dışarı ediyor.

Kitaptaki birçok bilimsel makalede, bu telekinetik gücün, TK isimli genin sayesinde oluştuğu açıklanıyor. Yani aslında bu güç genetik. Margaret, bütün bunların, yani Carrie'nin telekinetik olduğunun farkındaydı. Çünkü kendi büyükannesinde de aynı güç vardı.
(taşlar)
Taşları da onun getirdiğinin farkındaydı. Ona Şeytan'ın Çocuğu diyordu. Bu yüzden ölmeliydi.

Carrie, annesini bırakıp baloya gittiğinde başına geleceklerden habersizdi. O gün, soyunma odasında ve tüm okul hayatı boyunca ona zorbalık eden kız, Chris Hargensen ona pek de iyi olmayan birkaç sürpriz(!) hazırlamıştı.

O gün, yani soyunma odasında olan olaydan sonra; zorbalık yapanlara bir haftalığına okulda cezaya kalmaları söylenmişti. Eğer bu cezalarını aksatırlarsa baloya gitme şanslarını kaybedeceklerdi. Tahmin edebilirsiniz ki, bu kızlar için balo çok önemli bir olaydı. Çünkü kendilerini gösterme fırsatları vardı,  ki bu da onların tam da elde etmek için yanıp tutuşacakları bir fırsat. Chris, Carrie'den o kadar çok nefret ediyor ki; ona hazırlayacağı kötü sürprizi gerçekleştirebilmek için, kendisine göre dünyanın en önemli olaylarından olan baloya gitmemeyi seçiyor.

O zaman, biraz şu sürprizden bahsedeyim. Chris'in bir sevgilisi var. İsmi Billy. Chris, Billy'ye, öç almak istediği yaşlı çiftçinin bugün evde olmadığını ve ondan istediği gibi bir intikam alabileceğini söylüyor. Chris, kafasındaki planı anlatıyor.

Chris'in planı ise şöyle, Billy; o çiftliğe giderek çiftçinin birkaç domuzunu öldürerek intikam alacak. Öldürdüğü domuzlardan alıp Chris'e getireceği kanla ise Chris, Carrie'den intikam alacak. Böylelikle Carrie'ye soyunma odası faciasını tekrar hatırlatmak istiyor.


''Domuzun hakkı domuz kanı.''


Billy, getirdiği domuz kanıyla, balonun yapılacağı salondaki sahnenin üzerine bir düzenek kuruyor. Dışarıdan sarkan ipi çekince sahnedekilerin üzerine kan dökülmesi için.

Amerika'daki okul balolarında, kral ve kraliçe seçilir. Chris'in planı da bu. Baloya gidecek olan insanları; oylarını Carrie'ye vermeleri için ikna ediyor.

Ve evet, sonuç olarak Kral ve Kraliçe, Tommy ile Carrie seçiliyor. Onlar tam sahneye çıkıp okul marşı çalmaya başladığında Chris ve Billy ipi çekip, kanın Tommy ve Carrie'nin üzerine dökülmesini sağlıyorlar. Ancak planlamadıkları bir şey oluyor. Domuz kanıyla dolu olan iki kovadan biri, yarısından fazlası dolu bir haldeyken Tommy'nin başına düşüyor. Yani, Tommy oracıkta can veriyor. Carrie, telekinetik olduğu için ondan gelen bu ölüm enerjisini hissediyor. Daha sonra, balodaki insanlar, Tommy ve Carrie'yi bu halde görünce isterik bir şekilde gülmeye başlıyorlar. Carrie oradan uzaklaşmak istediğinde ayağı takılıp düşüyor. Bu herkesin daha fazla gülmesine sebep oluyor. Tommy'nin ölümü ve insanların bu şekilde gülüşü; Carrie'nin bardağını taşıran son damla oluyor. Carrie'nin bu halini gören beden eğitimi öğretmeni Bayan Desjardin, Carrie'nin yanına geliyor. Ancak Carrie artık korkunç bir silah haline gelmişti bile. Bir anda öğretmeni duvara savuruveriyor.

Bundan sonrası ise hep kan.

''Eğer sağ gözün suç işlerse, onu yerinden çıkar.''

Carrie, balo salonunun yangın musluklarını açıyor. Bunu yapmasının sebebi, o gün soyunma odasında onun yaşadığı gibi dehşet içinde duş almalarını sağlamak. Daha sonra salondaki kabloları koparıyor. Böylece yangını başlatmış oluyor. Bunların hepsini telekinezi ile yapıyor. Sokaktaki yangın musluklarını patlatıyor ki, yangını söndürecek su kalmasın. Benzin istasyonlarını ve birçok mekanı yakıyor Carrie.

Ancak, onun aklında tek bir kişi var: ANNESİ.
Ne yazık ki, o sırada annesi de evde onu öldürmek için bekliyor. Yıllardır yapamadığı şeyi bugün yapmak için.

Carrie, eve geldiğinde annesi, ona; onu dünyaya getirdiği, hamile kaldığı için çok günaha girdiğini ve o günahını temizlemek için ancak kan dökülmesi gerektiğini söylüyor. Ve Carrie, annesine zarar vermeden, annesi onun omzuna Carrie'nin eve gelmesini beklediği birkaç saat boyunca bilediği bıçağı saplıyor.

Carrie, o sırada telekinezi ile annesini öldürüyor. Ama çok kan kaybetti bile.

Yapılacak son işi kalıyor geriye; Chris ve Billy. Telekineziyle onları da buluyor ve zor bir mücadeleden sonra onların içinde bulunduğu arabanın bir mekana girmesine sebep oluyor.

Böylece Carrie, aklındaki tüm işleri tamamlamış bulunuyor.
Artık kan kaybından gerçekten ölmek üzere.

O sırada Sue yanına geliyor. Çünkü Carrie'nin telekinezi yeteneğinin yanında bir de telepati yeteneği var. Sue'nun onu bulmasını sağladıktan sonra onunla biraz konuşuyor. Ve Carrie, Sue'nun kollarında can veriyor.

O kasaba o gün yok oluyor adeta. 400'den daha fazla kişi ölüyor.


Tabii ki de polis, hayatta kalan son birkaç kişiyi sorguya çektiğinde onlara bunu kimin yaptığını soruyorlar. Yani kasabayı kimin yok ettiğini. Aşağıda birkaç kişinin sorgusu yer alıyor.

1)
Y: ...Tam o sırada Carrie'yi gördüm.
S: Carrie'yi daha önce hiç görmüş müydünüz?
Y: Hayır.
S: O halde, gördüğünüz kimsenin Carrie olduğunu nerden bildiniz?
Y: Bunu açıklamak zor.


2)
Y: ...Kiliseden bir sokak falan ötedeyken, kapısının açıldığını gördüm ve içimden, birisi Tanrı'nın yardımını yakarmaya gelmiş olmalı, diye geçirdim. Ama bir saniye sonra yanıldığımı anladım.
S: Nasıl anladınız? Aslında doğal olan ilk tahmininizdi, öyle değil mi?
Y: Anladım işte.
S: Kiliseden çıkan kimseyi tanıdınız mı?
Y: Evet. Carrie White'dı.
S: Carrie'yi daha önce hiç görmüş müydünüz?
Y: Hayır. Kızım onunla arkadaş değildi.
S: Daha önce Carrie White'ın bir resmini görmüş müydünüz?
Y: Hayır.
S: Hem zaten hava karanlık, siz de kiliseden en az bir sokak ötedeydiniz.
Y: Evet, efendim.
S: Bayan Simard, bu kimsenin Carrie White olduğunu nasıl bildiniz?
Y: Bildim işte.
S: Bu bilme, Bayan Simard, kafanızın içinden geçen ışık gibi bir şey miydi?
Y: Hayır, efendim.
S: Nasıl bir şeydi?
Y: Size anlatamam. Tıpkı bir düş gibi kayboldu gitti. Aradan bir saat geçtikten sonra yalnızca bir düş gördüğünüzü anımsarsınız ya onun gibi. Ben yalnızca biliyordum işte.





Tekrardan Merhaba!
Sanırım bu ömrümde yazdığım en uzun yazı:)
Kitap hakkında anlatacağım o kadar çok şey vardı ki, iki gündür bu yazı ile uğraşıyorum. Umarım beğenmişsinizdir.^^

Yorumlarınızı bekliyorum, iyi günler dilerim:)

Bu arada, yakında ben de öykü yazmak istiyorum. Sadece haber vermek istedim^^






19 Haziran 2020 Cuma

Beyza Alkoç - Kar Küresi

Herkese Merhaba!
Bugün Yaz Boyu Edebiyat Etkinliği için okuduğum bir kitabı yorumlayacağım.

Hemen konusunu anlatmakla başlayayım:)

Ana karakterimiz Eylül, sosyal anksiyete ve majör depresyon gibi psikolojik sorunlarıyla başa çıkmaya çalışan 18 yaşındaki bir kız. Annesi ile pek anlaşamamasına rağmen babasını çok sevdiğinden, kendisini annesinin dediklerine ve yaptıklarına katlanmak zorunda hisseder. Bir gün, sosyal hayata alışmak üzere kuzenleriyle gittiği konserde anksiyete atağı geçirdikten sonra, psikoloğu ona yeni bir projeden bahseder. KAR KÜRESİ projesi.

Bu proje, psikolojik rahatsızlığı olan 50 gencin kalması için tasarlanmış, eksiksiz bir psikolojik danışma merkezidir. Eylül, her ne kadar bu merkeze gitmek istemese de annesi, kendisini tehdit ettiği için bu fikri kabul etmek zorunda kalır. Merkezdeki ilk gün, bir kişi Eylül'ün dikkatini çeker. Ellerinde siyah eldivenler vardır ve masanın üzerindeki tozlara tiksinerek bakmaktadır. Eylül, tabii ki de bu merkezin; bu kişiyle hayatını kesiştireceğinden habersizdir.



 Herkesin rahatsızlığına uygun ilaçlar belirlenip tedaviye başlanır. Herkes giderek iyileşeceğine inanmaya başlar, arkadaş edinir ve epey eğlenir. Ancak yakınlardaki KIRMIZI BÖLGE adı verilen bir akıl hastanesi olduğunu keşfeden Eylül ve arkadaşlarını hiç de iyi şeyler beklemiyordur-yani bence-.


 Öncelikle şunu söylemek istiyorum, sanırım bu kitabı tamamen buraya yazabilirim. Ama o kadar çok şaşırtıcı olay var ki (ve hepsi birbiriyle bağlantılı) hangisini yazsam spoiler vermiş olurum.


Şimdi kitabı kendimce eleştirmek istiyorum. Kitabı genel olarak çok beğendim diyebilirim. Çünkü çok akıcıydı ve dikkatimi çekebilecek bir konuyu işlemişti yazar. Ancak şunu söylemeliyim, bu kitap biraz çerez bir kitap. Yani hemencecik okuyacağınız ve belki üzerine çok bir şey düşünmeyeceğiniz bir kitap. Zaten yazarımız henüz çok genç (23 yaşında, benden büyük ama bu genç olduğu gerçeğini değiştirmez^^). Ve çıkmış 10 tane kitabı var. Bir-iki tane de çıkmayı bekleyen kitabı var. Gerçekten giderek kendini çok geliştirdiğini düşündüğüm biri.

Sonuç olarak kitabı beğendim. Eğer dikkatinizi çektiyse ve bir şans vermek isterseniz size de öneririm. YAZ BOYU EDEBİYAT ETKİNLİĞİ'nin 12. maddesini tamamlamış oldum böylelikle.



Bu arada bir şeyden bahsetmek istiyorum. Ben 'spoiler' kelimesini kullanmaktan nefret ediyorum. Genel olarak konuşmanın içine yabancı kelimeleri sokmayı sevmiyorum. Ancak 'spoiler' kelimesinin yerine kullanabileceğim tek kelimelik Türkçe bir ifade bulamıyorum. İpucu desem, tam karşılık değil. Bu konuda yardımınızı istiyorum. Biraz beyin fırtınası yapalım^^

SPOILER YERİNE NE KULLANABİLİRİM?


Yorumlarınızı bekliyorum. İyi günler dilerim:))

18 Mayıs 2020 Pazartesi

Stephen Crane - Canavar

                                                         Herkese Merhaba!
                                         Umarım günleriniz güzel geçiyordur.


Bugün okuduğumdan bu yana biraz zaman geçmiş olan bir kitabı yorumlayacağım. Kitap çok fazla mesaj içeriyor. Bu yüzden bahsetmesem olmazdı. Eğer alıntılardan kitapları bulma etkinliğimi okuduysanız orada da bu kitaptan bir pasaj görmüşsünüzdür.
Alıntılardan kitap bulma etkinliğine gider.

Baş karakterimiz aslında Henry Johnson. Kendisi yaşadığı yerde ünlü olan bir doktorun seyisidir. Giyimine çok önem vermektedir. Kendisini kasaba halkına sevdirmeyi ve onları kendine hayran bırakmayı başarmıştır.

(Kitap çok kısa. Yaklaşık 80 sayfa. Bu yüzden özetim birazcık kısa olacak.)



Doktorun oğlu ve Henry çok iyi anlaşmaktadırlar. Derken bir gün doktor ve ailesinin evinde yangın çıkar. Bunu gören Henry, evin içine girerek ev ahalisini yangından kurtarmak ister. Doktor evde değildir, Henry ise doktorun eşini kurtarır. Zavallı kadıncağız, Henry'den çocuğunu evden çıkarmasını ister. Henry, alevlerin her yeri sardığı evin içinde çocuğu bulabilmek için kılı kırk yarar. En sonunda çocuğu bulur. Ancak oracıkta yangının etkisiyle bayılır. İtfaiye ekibi geldikten sonra Henry'yi ve çocuğu evden çıkarırlar. Herkes ikilinin öldüğünü düşünüyordur ancak ikisi de ölmemiştir. Ev yenilenene kadar çocuk ve annesi kalmak üzere uzaktaki bir akrabalarının evine yerleşirler. Bu sırada doktor, Henry ile ilgilenmektedir. Çünkü Henry'nin yüzü yanmış ve yok olmuştur. Doktor, Henry'ye bakması için birisini bulur. Ancak kasabada işler öyle değişir ki, herkes Henry'nin canavar olduğuna inanmaya başlar. Henry'ye bakan aile adeta kafayı yer.

Henry ailenin yanından kaçtığında ise kasaba deyim yerindeyse ayağa kalkar. Onu görenler korkudan hasta olup yatağa düşmektedirler. Henry'den rahatsız olanlar, onu öldürme teklifini başından beri reddedip onun yaşamasını sağlamaya çalışan doktoru toplumdan dışlarlar.

Böylelikle yazar bize asıl canavarın kim olduğunu sorgulatır.


Gerçekten farklı bir kitaptı canavar. Gerek içinde geçen diyaloglar gerek bazı mesajlar bu kitabı diğer kitaplardan farklı kıldı benim gözümde.
Düşüncelerinizi yorumlarda belirtmeyi unutmayın:)

İyi günler diliyorum:)





13 Nisan 2020 Pazartesi

George Orwell - Hayvan Çiftliği

Reel Sosyalizm ve Stalin.

Bugün bu ikisini de eleştiren bir kitap hakkında bir yazı hazırladım. Keyifli okumalar.

Bir hayvan çiftliğinde yaşayan hayvanlar Koca Reis isimli bir domuzun motive edici bir söylevi üzerine ayaklanmaya karar verirler. Bu ayaklanma sürecinin nasıl işleyeceğini bilen yoktur. Herkes İngiltere'de Hayvan Cumhuriyeti'nin kurulmasını düşlemekte ancak bunun nasıl olacağını bilememektedir. Hatta Hayvan Cumhuriyeti'ni görmeye ömürlerinin yetmeyeceğini düşünmektedirler. Daha sonra bir gün hiç kimsenin tahmin etmeyeceği bir şekilde sahipleri Bay Jones'a sinirlenen hayvanlar onu çiftlikten kovarlar. Ve böylece maceraları başlar. Öncelikle yedi maddeden oluşan bir kural topluluğu hazırlarlar.

  • iki bacaklı canlılar bizim düşmanımızdır
  • dört bacaklı canlılar ya da kanatlılar dost ve mütefikimizdir.
  • hayvanlar asla giyinmeyeceklerdir.
  • hayvanlar asla yatakta yatmayacaklardır.
  • hayvanlar asla içki içmeyeceklerdir.
  • hayvanlar asla hayvanları öldürmeyeceklerdir.
  • bütün hayvanlar eşittir.






 Akıllı olan domuzlar, kısa süre içerisinde bütün hayvanları etkisi altlarına alırlar ve birçok vaatte bulunurlar. Başlarda hayvanlar çok mutludur. Her şeyi kendileri için yapmanın, daha az çalışmanın ve daha çok yemek yemenin mutluluğu içerisindedir herkes .Derken Snowball ve Napoleon isimli iki domuz liderlik için aralarında çekişmeye başlar. Snowball, haklı ve iyi bir liderdir. Çiftliğin gelişmesi için birçok şey yapmaktadır. Ancak Napoleon tam tersine diktatör ve bencil bir domuzdur. Napoleon bir gün yanında yetiştirmek üzere annelerinden ayırdığı dokuz köpeği ortaya çıkarır. Köpekler çok vahşileşmiştir ve korkunçlardır. Herkes köpeklerden korkup bir köşeye sindiği sırada Napoleon, köpekleri Snowball'un üstüne salar ve Snowball bir daha ortalarda gözükmez. Bundan sonra her şey çok daha farklılaşır. Domuzlar, özellikle de Napoleon, yönetimi öyle bir ele geçirirler ki yavaş yavaş hayvanlardan tüm yemeklerini alırlar. Önce elmayı sonra arpayı yasaklarlar ve Napoleon'un kötü liderliği karşısında üretim azalan çiftlikte hayvanlara yiyecek hiçbir şey kalmaz. Gittikçe daha fazla çalışmaya başlayan hayvanlar, Napoleon'un suçlamaları sebebiyle idam cezasına da çarptırılmaya başlamıştır. Domuzlar artık Bay Jones'un evinde kalmakta,giysi giymekte,yatakta yatmakta hatta insanlarla iletişim kurmaktadır. Bütün bunların yedi emire aykırı olduğunu fark eden ve ayaklanmaya teşebbüs eden hayvanlar yedi emirin yazdığı duvara doğru ilerlerler ve bazı maddelerin hatırladıklarından farklı olduğunu görürler. Yanlış hatırladıklarını düşünüp ayaklanmaktan vazgeçerler.
 "hayvanlar asla çarşaflı yatakta yatmayacaklardır" 
"hayvanlar asla gereksiz yere hayvanları öldürmeyeceklerdir"
Bu sırada çiftlikte olan tüm kötü şeyler, 'Snowball gece geldi ve bunu yaptı' denilerek örtbas edilmektedir.Artık çiftlik çok körü bir hale gelmiştir. Geri dönüş yoktur. Domuzlar insanlarla toplantı ve görüşmeler yapmaktadırlar.Bir gün bu görüşmelerden birinde şu söz geçer (kitaptan alıntı) ;
'Domuzların yüzlerinde değişen bir şey vardı ama neydi?
(...)Artık domuzların yüzlerinde ne olduğu anlaşılmıştı. Dışarıdaki hayvanlar,bir domuzların yüzlerine,bir insanların yüzlerine bakıyor;ama onları birbirlerinden ayırt edemiyorlardı.'



'Dört ayak iyi, iki ayak kötü.'
'Dört ayak iyi, iki ayak daha iyi.'
'Tüm hayvanlar eşittir, bazı hayvanlar öbürlerinden daha eşittir.'
KAYNAKÇA

https://eksisozluk.com/yedi-emir--1423451

İntihal Suçtur, Lütfen Kaynakça Kullanalım.

Paulo Coelho - Veronika Ölmek İstiyor

Hiç ölüm hakkında düşündünüz mü?

Ya da hiç ölmeye karar verdiniz mi?


Veronika Ölmek İstiyor, tam olarak bu konuya, ölüm temasına dayanıyor. Ana karakter Veronika, her şeye sahip,genç,güzel bir kızdır. Ancak hayatında tek bir şey eksiktir: mutluluk.
Veronika mutlu olamadığını fark ettikten sonra dört kutu ilaç içerek intihar etmeye karar verir. Fakat başarısız bir intihar girişimiyle karşılaşır ve gözlerini bir akıl hastanesinde açar. İlk başlarda akıl hastanesinde olmak onu huzursuz etmez çünkü olağandan farklı bir şeyleri gözlemlemenin iyi bir vakit geçirme aktivitesi olduğunu düşünür. Birkaç arkadaş edinir,sohbetlere katılır,bahçeye çıkar,istediği saatte istediği şeyi yapar hatta gece yarısı herkesi uyandıracak şekilde piyano bile çalar. Tedavisinin ileri aşamalarında doktoru, Veronika'ya intihar etmek için içtiği ilaçlardan dolayı kalbinin çok zarar gördüğünü, bir haftalık ömrü kaldığını söyler. Veronika çok panik olur. Çünkü gerçek anlamda ilk defa yaşamaya başladığını hissetmiş hatta Eduard isimli bir gence aşık olmuştur. Artık ölmeden önce yapmayı hedeflediği şeyleri yapmak istese de bu pek mümkün olmaz. Ölene kadar Eduard'la kalmaya karar verir. Onu gerçekten seviyordur. Bir haftalık ömründen geriye kalan son günde Eduard ile birlikte hastaneden kaçarlar. Veronika'nın son gününü güzel bir şekilde geçirmesini istemektedir Eduard. Bir yere sığınırlar ve orada uyuyakalırlar. Sabah uyandığında Veronika'yı uyanık göremeyen Eduard bağırıp çağırmaya başlar ve yardım çağırır. Veronika bu gürültü patırtıya uyanır ve Eduard şaşırıp kalır. Hastanedeki herkes Veronika'nın en fazla bir hafta yaşayacağından emindi.

Ancak Veronika'nın doktoru yani Dr. İgor, her şeyin farkındadır. Veronika'yı hayata döndürmek için böyle bir yönteme başvurmuştur.


Bu kısa özetten sonra kitabı biraz yorumlayacağım. Öncelikle kitap çok akıcıydı. Bence konusu da çok güzeldi, konu da çok güzel işlenmişti. Bana mutlu olmanın ya da en azından mutlu olmaya çalışmanın ne kadar önemli olduğunu gösterdi.Kitap gerçekten çok güzeldi ancak bana göre bu kitabı iki sene sonra kadar okumak daha iyi olabilirdi. Ancak yine de bu kitabı okuduğum için çok mutluyum.


' Çok ciddi bazı patolojik vakalar dışında, insanlar yalnızca günlük yaşamın tekdüzeliğinden kurtulmak amacıyla delirirler.'