29 Ağustos 2021 Pazar

Jose Saramago - Körlük Üzerine



Körlük, insanları vahşete sürükleyebilir mi? Belki de insanın dış dünyaya olan seyrini sonlandırıp iç dünyasına, özüne dönmesini sağlayan bir şeydir körlük. Bir şey... felaket.


Başlı başına etik üzerine düşündürüyor Körlük, aynı zamanda hissettiriyor da. Açlığı, sefaleti, çaresizliği, toplumsallığın vahşetini, hüznü, özlemi ve en önemlisi de umudu. İşte o umudun sembolü Doktorun Karısı. Herkesin kör olduğu bu büyük çaplı akıl hastanesinde tek kör olmayan kişi de o. Ve o, tanık olduğu vahşeti hiç deneyimlememiş olmak için kör olmayı diledi. Halbuki fark edebilmesi için kör olması gerekmiyordu. Herkesin görebilmek için kör olması gerektiği bu felaketin ortasında, yaşanan vahşeti gözleriyle gördüğünden, fark etmesi gerekeni çoktan fark etmişti bile.                                                                                                                                                         

Bütün marketler, evler, binalar kısacası her yer yağmalanmış; elektrik, su, gaz kesilmiş; temiz su ve yiyecek kalmamış; sokaklar cesetlerle, çöplerle, pisliklerle dolmuş; vahşi hayvanlar sokaklara üşüşmüştü. 

Olan biten gerçekten Körlük yüzünden miydi? 

İnsanlar görünmedikleri için eylemlerini akıl ve ahlak süzgecinden geçirme gereği duymuyorlardı. Bu durumda etiğin, ahlakın gözle; görmekle doğrudan bir ilgisi olduğunu düşündüklerini çıkarabiliriz. Belki de bizi ahlaklı olmaya iten sebep de budur, birinin bizi izlediği ve gördüğü düşüncesi. Dinlere göre bu Tanrı ya da Tanrılardır. Bazı insanlar da teknoloji aracılığıyla izlendiklerini düşünürler. Ne olursa olsun içimizde hep bir şüphe vardır, görüldüğümüz konusunda. O şüphenin ortadan kalktığını düşünelim. Kaosa sürüklenir miydik? Ya da görünmez olsaydık, desem?

İnsanlığın içinde tehlikeli, vahşi bir canavar yatıyor. Kimimiz bunun farkında değil, kimimiz ise kendini bu canavara teslim etmiş çoktan. Peki Körlük, bu canavarı uyandırdı mı dersiniz? Sanmıyorum, bence onun farkına varmamızı sağladı. 

"Biz zaten kördük, gördüğü halde görmeyen körler.'' 

Çünkü görmek için önce kör olmak lazım belki de. 

"Kör oldum... Öfkeyle, vereceği acı yanıt ağzından çıkmak üzereyken, gözlerini açtı ve gördü."


Bakabiliyorsan gör. Görebiliyorsan fark et.


30 Nisan 2021

9 Ağustos 2021 Pazartesi

Blindness | Körlük

 


Herkese Merhaba!

En son yazımda Körlük kitabından bahsetmiştim. Sevgili Deeptone, bana bu kitabın filmini önerdi. Hatta kendisi de bir yazısında bu filmden bahsetmişti. Buraya tıklayarak o yazıya da ulaşabilirsiniz.

Öncelikle şunu söyleyeyim, izlediğim her film, dizi, anime veya okuduğum her kitap vs. için internette yazılmış bir sürü yorum okuyorum. İnsanlarla bu konularda konuşmayı, tartışmayı; onların yorumlarını, düşüncelerini öğrenmeyi seviyorum. Bu sefer de bu film hakkında bir sürü yorum okudum. Neredeyse kimse bu filmi beğenmemiş, beğenmeyenlerin çoğu da böyle bir kitaba böyle bir filmin yakışmadığını söyleyip durmuş. Kendi düşüncemi belirtmem gerekirse, ben filmi beğendim. Kitaba haksızlık yapma gibi bir durum ortada yok bence. Genel olarak kitapta olanlar filme güzelce yedirilmiş. Doğal olarak bazı olaylar atlanmış ya da bazıları filmin akışına uygun olması için biraz değiştirilmiş, ancak bunun olumsuz bir durum yarattığını düşünmüyorum. İzledikten sonra bir süre etkisinde kaldım, kitabı okuduğumda böyle olmamıştı. Bir nevi aydınlanma gibi oldu diyebilirim. Gözlerimiz görme fonksiyonlarını yerine getirebildiği için görebildiğimizi söylüyoruz ancak görmediğimiz çok şey var. Gözle görmek gibi bir şey değil bu. İnsanın aslında sandığı kadar üstün olmadığı ve cehaletle kaplı olduğu gerçeği gibi. İnsan bilmediği şeyleri görmez, görmediği için de yok sanır. Biraz onun gibi, o beyaz körlük yerine bilinmezliklerle çevriliyiz. Yani, en azından filmi izledikten sonra ve bunu yazarken böyle düşündüm.

Düşündüklerimden biri de, neden doktorun karısının film/kitap boyunca kör olmadığıydı. Sanırım doktorun karısı bizim için bu Körlük evrenine açılan bir pencere gibi. Yani herhalde herkes kör olsaydı, yazar bunları anlatamazdı. Ya da bu kadar çarpıcı olamazdı. Sonuçta film (ya da kitap) boyunca hep doktorun karısına karşı bir empati duyuyoruz ve genel olarak onun gözünden yaşananları görüyoruz. Böylelikle o, bizimle diğer karakterler arasında bağ kuruyor ve biz de diğer karakterlerle onu karşılaştırabiliyoruz. Kafamda sadece bir soru işareti var. Acaba sonunda herkes görmeye başlarken doktorun karısı da kör olsaydı ne olurdu? Düşünmeden edemiyorum.

Kitap da çok gerçekçiydi ancak filmi izleyip, bütün bu olanları somut olarak görselleştirince kulağa daha da korkunç geldi (ya da göze). Böyle bir şey gerçek olursa maalesef her şey bundan da beter olur gibime geliyor.

Sadede gelmek gerekirse ben filmi beğendim. Önerdiği için Deeptone'a da çok teşekkür ederim. İzlemek isterseniz izlemenizi öneririm. Ancak kitabı okumanızı daha çok öneririm çünkü Saramago'nun üslubu çok farklıydı. Beni çok etkilemişti. Siz de düşüncelerinizi paylaşmayı unutmayın!


İyi günler dilerim:)

28 Temmuz 2021 Çarşamba

Haftanın Kitap Önerileri




Herkese Merhaba. Bugün birkaç kitap önerisiyle karşınızdayım. Bu kitaplar uzun zamandır okumak istediğim ancak bir türlü okuyamadığım kitaplardandı. Yorumlarımı sizinle de paylaşmak istedim.

José Saramago - Körlük

Körlük'ün ismi sürekli sohbetlerde geçiyordu, ben de artık okuma zamanının geldiğini düşünüp başladım. Ancak okumam çok uzun sürdü. Sanırım okumamın çok uzun sürdüğü kitapların başında geliyor kendisi. Ayrıca bu kitapla ilgili bir ödevim de vardı, ödev için bir yazı yazdım; onu da bir ara burada paylaşmak istiyorum.
Dediğim gibi okumam uzun sürdü, çünkü yazarın üslubu benim için alışılmışın fazlasıyla dışındaydı. Konusu çok güzeldi. İlk üç sayfasını okuduğumda kendi kendime ''Vay be, sağlam bir kitap olacak anlaşılan,'' dedim. Bir ara anlamak benim için çok zorlaşmaya başladı. Yavaş yavaş ve (bazı yerleri) birden fazla kere okumaya başladım. Kitabın 2. yarısında artık kitaba alışmış bir şekilde, soluksuz okudum. Ama ne yalan söyleyeyim, daha kitabı okumadan sonunun böyle olacağını biliyordum.

Unutmadan şunu da ekleyeyim, çok etkileyici ve korkunç derecede gerçekçi bir kitaptı. Herkesin okuması gerektiğini düşünüyorum.

OKUMAYANLAR İÇİN UYARI: SPOILER İÇERİR


Kitabın konusunu duyduğumda çok hoşuma gitmişti, ''Bir körlük salgını olacak, tamam. Acaba sonra ne olacak? Herkes kör olursa ilaç, aşı vs. bir şey ya da bir düzen kurmak mümkün olmaz büyük olasılıkla. Ben yazar olsam durup dururken gelir ve durup dururken giderdi herhalde,'' diye düşünmüştüm henüz okumadan. Bu yüzden sonunda pek şaşırmadım. Ancak genel olarak kitabın içindekiler beni çok şaşırttı. İnsanların bu kadar vahşi, kalpsiz, açgözlü olmasını beklemiyordum. Ama kitabı okuduktan sonra düşününce, böyle bir şey gerçek olsa (Allah korusun) galiba hepimiz böyle insanlara dönüşürüz, acı ama gerçek.


John Steinbeck - Fareler ve İnsanlar

Bu kitap da epey ünlü ve genel olarak çok öneriliyor. Bu sebeple kitabı almıştım ama bir süre okumadım. Daha sonra edebiyat dersinde dünya klasiklerinden bahsederken öğretmenim bu kitabı şiddetle önerdi. Ben de hazır kitaplığımda okunmayı bekliyorken okuma kararı aldım. Zaten çok kısa bir kitap, bir de akıcı olunca hemencecik bitti. Ama kitap bitmesine rağmen ben uzun bir süre içimde bitiremedim. Uzun zamandır bir kitaptan bu kadar etkilendiğimi hatırlamıyorum. Tüm zamanlarda favorilerime girecek bir kitap oldu. Konusu çok farklı ya da etkileyici miydi? Hayır. Ama ben yazarın anlatımını, yarattığı o havayı, atmosferi, büyüyü o kadar beğendim ki, uzun bir süre etkisinde kaldım kitabın. Sonra ''Keşke ben de bu kadar sıradan olan şeyleri bu kadar etkileyici anlatabilsem,'' diye düşündüm. Yazarın Gazap Üzümleri diye bir kitabı var. Yakın zamanda onu da okumak istiyorum, içten içe onun da etkileyici olacağını biliyorum.


Sabahattin Ali - Kuyucaklı Yusuf

Sanırım Türk edebiyatında en çok bilinen kitaplardan biri Kuyucaklı Yusuf. Bu kitabı edebiyat projem için okudum. Filmini de izledim. Yorumlamaya kitabından başlamak gerekirse, dürüst olayım, ben bu kitabı çok da fazla beğenemedim. Yazarın üslubu gayet güzeldi, bununla ilgili bir sorunum yok. Başları da acıklıydı, duygular iyi yansıtılmıştı. Ancak hikaye ilerledikçe olayların yarım kaldığını düşünmeye başladım. Yani, kitap bittikten sonra, hikaye henüz bitmiş gibi gelmedi bana. Zaten ''Sabahattin Ali ölmeseydi Kuyucaklı Yusuf 3 kitaplık bir seri olacaktı.'' diyenler var. Kötü bir kitap değil, asla böyle bir şey iddia etmiyorum. Sadece bittikten sonra çok etkilenmiş hissedemedim. Kitabı bitirdikten sonra hakkında çok fazla yorum okudum, belki benimle aynı fikirde olanlar vardır diye. Ancak kitabı okuyan herkes kitaba bayılmış gibi görünüyordu. Bu yüzden kendimi çok kötü hissettim. ''Ben de bir sorun var herhalde?!'' diye düşünüp durdum, bu mesele çok uzun zaman boyunca aklımı kurcaladı. Biliyorum, herkes her şeyi beğenmek zorunda değil, ama yine de kendimi değişik hissetmekten alamadım. Bilemiyorum, belki ileriki yıllarda tekrar okursam fikrim değişebilir.


SPOILER İÇERİR

Ben kitabın sonlarında Kübra'yla tekrar karşılaşacak diye düşünüyordum, çünkü Yusuf da böyle hissediyordu, ayrıca olaylar arasındaki bütünlüğün böyle sağlanacağını düşünüyordum. Ancak Yusuf Kübralar gittikten sonra onu bir daha görmedi. Sizin bu konu hakkındaki düşünceleriniz neler? Kitabı beğendiniz mi?


Kuyucaklı Yusuf Filmi

Kitabı bitirdiğim akşam hemen filmini izledim. Genel olarak olaylar kitapla tutarlıydı. Kitapta olmayan 2 sahne falan eklemişler, onun dışında cümleler bile neredeyse tamamen kitaptan alınmış. Ama oyunculuk kısmına gelirsek bence biraz... nasıl desem, komik gibiydi. Duyguları bana pek geçiremedi. Kitaba yazık etmişler desem haksızlık olmaz sanırım.


Şimdilik benden bu kadar:)
Bu kitaplar hakkındaki düşüncelerinizi yorumlarda belirtmeyi unutmayın!
İyi günler dilerim:)
 

26 Temmuz 2021 Pazartesi

My Roommate Is A Gumiho | K-Drama

 



Bu sıralar internette oldukça popüler olan ve yakın zamanda biten ''My Roommate Is A Gumiho'' dizisini bitirdim. Üzerinden fazla vakit geçmeden de yorumlamak istedim. 

Bu diziden henüz çıkmadan önce de haberdardım. Ancak izlemek gibi bir niyetim yoktu. İnternette aşırı popülerleşince bir şans vereyim dedim, bir de Hyeri'yi (başrol oyuncusunu) severek takip ettiğim için en azından bir göz atmak istedim. İzlemeden önce Gumiho'nun ne olduğunu bilmiyordum açıkçası, bilmeyenler için şimdi açıklayayım. Kore mitolojisine göre Gumiho 9 kuyruklu bir tilkidir. İnsanları etkilemek ve ciğerlerini almak için başka varlıkların kılığına girebilir. 1000 yıllık ömrü içerisinde insan enerjisinden yararlanarak insana dönüşebilir. 

Yani, mitle ilgili, fantastik bir dizi izlemek hoşuma gitti çünkü genelde hep romantik ya da  lise/üniversite aşkı dizileri izlemekten şu ara sıkılmıştım.

Diziyi yorumlamak gerekirse bence çok tatlıydı. Normalde dizileri/animeleri bittikten sonra izlemeyi tercih edenlerdendim ancak şu sıralar bir dizi için yeni bölüm beklemek, bir kitabın yeni cildini beklemek, webtoonlara bölüm beklemek hoşuma gidiyor. Böylelikle o eser için beslediğim heyecanı yitirmemiş oluyorum. Bu dizinin yeni bölümlerini de hep keyifle bekledim. Her romantizm içeren dizide olduğu gibi bunda da çiftin başına gelen ve onlara engel olan çok fazla olay vardı. Bazen kendi saçlarımı yoldum ama yine de sevdiğim bir dizi oldu.

Ha, bir de unutmadan, bu dizi de bir webtoondan uyarlama. Bu arada konusunu anlatmadığımı fark ettim, hemen ondan da bahsedeyim. Shin Woo-Yeo, bir gumihodur ve insan olabilmek için de insan enerjisi toplayıp bu enerjileri bir gumiho incisinin içinde biriktirmektedir. Bir gün üniversite öğrencisi olan Lee Dam yanlışlıkla bu inciyi yutar. İnci bir insanın içinde 1 yıldan uzun süre kalmamalıdır, aksi takdirde hem Lee Dam ölecektir hem de Shin Woo-Yeo'nun topladığı bütün enerjiler boşa gidecektir. Bu felaketler yaşanmadan önce inciyi çıkarmanın bir yolunu bulmaları gerekmektedir.

Çok tatlı bir diziydi, ben hep (üzücü yerler dışında) sırıtarak izledim:)

Jang Kiyong'un (Shin Woo-Yeo'yu canlandıran aktör) gülüşü çok güzel, Hyeri (Lee Dam'ı canlandıran aktris) de çok tatlı. Başrol çiftimizin yanı sıra diğer karakterler de çok sevimliler. Aynısını True Beauty hakkında yazdığım incelemede de söyleyecektim ancak yazmayı unutmuşum:)

Ayrıca bu dizide 2. erkek konumunda kalan Seunwoo'yu da çok sevmiştim. Az önce bahsettiğim gibi yan karakterleri de çok sevdim özellikle Jaejin ve Hyesun'u. Hyesun'u canlandıran aktris Kang Hanna çok güzeldi, oynadığı her bir sahnede gözlerimi kamaştırdı. Dizinin müzikleri de hoştu. Kısacası bu diziyi çok sevdim. Sadece bir tane olumsuz eleştirim var. Bence 16 bölüm yerine 12 bölüm falan da olabilirdi. Kore dizisi izlemek isterseniz mutlaka öneririm:)




Kang Hanna (Hyesun) ve Kim Dowan (Jaejin)


Bae In-hyuk (Gye Seunwoo)



Önerdiğiniz dizi/film/anime/kitap/webtoon/manga/ve daha birçok şeyi yorumlara yazmayı unutmayın:)

12 Temmuz 2021 Pazartesi

Ne İzleyeceğini Bilemeyenler ve Kült-Ünlü-Ödüllü-Başarılı Filmler İzlemek İsteyenler İçin Film Önerileri!


Herkese Merhaba!
Uzun zamandır bir film önerileri yazısı yazmak istiyordum, film önerileri yazılarının genelde yararlı olduğunu düşünüyorum çünkü bir film izlemek istediğimde bir türlü bir filmde karar kılamayıp izlemekten vazgeçiyorum. Bu yüzden film zevkini beğendiğim insanlara sık sık danışıyorum. Eğer film zevklerimiz benzer ise bu yazı size yardımcı olabilir:)

(Beğendiğim birkaç filmi IMDb puanlarına göre sıraladım. Genel olarak filmleri konularını bilmeden izlemenin daha etkileyici olduğunu düşünüyorum. Yine de detaylı bilgi isteyenler için bahsettiğim yazıların linklerini bırakıyorum, bahsettiğim herhangi bir yazı yoksa ufacık notlar bırakmaya çalışacağım^^)

  1. Esaretin Bedeli | 9,2 | Dram-Polisiye*Blogumdaki yazı
  2. 12 Öfkeli Adam | 8,9 | Dram*Blogumdaki yazı
  3. Başlangıç | 8,7 | Aksiyon-Bilim Kurgu*Blogumdaki yazı
  4. Yedi | 8,6 | Suç-Dram*Blogumdaki yazı
  5. Kuzuların Sessizliği | 8,6 | Gerilim-Korku | Yeni bir FBI ajanı olan Clarice Starling'in bir kadını, kurbanlarının derisini yüzen bir katilden kurtarmasını konu alıyor.
  6. Hayat Güzeldir  | 8,6 | Dram | Yahudi bir adamın ailesi ile birlikte bir toplama kampına götürülmesi ve orada yaşananları konu alıyor.
  7. Ruhların Kaçışı | 8,5 | Fantastik | Chihiro'nun ailesiyle birlikte geldiği sihirli kasabada, anne ve babasının domuza dönüşmesinin ardından yaşananları konu alıyor.
  8. Yeşil Yol | 8,5 | Dram-Suç*Blogumdaki yazı
  9. Yıldızlararası | 8,5 | Bilim Kurgu | İnsanlığı kurtarmak için uzayda bir göreve giden Cooper ve ailesinin yaşadıklarını konu alıyor.
  10. Geleceğe Dönüş | 8,5 | Komedi-Bilim Kurgu | Dr. Brown'un ürettiği ve zamanda yolculuğu mümkün kılan bir arabayla, Marty'nin geleceğe gitmek isterken yanlışlıkla geçmişe gitmesi ve sonrasında yaşanan olaylar konu alınmaktadır.
  11. Cinnet | 8,4 | Korku*Blogumdaki yazı
  12. Senin Adın | 8,3 | Romantik-Fantastik | Farklı yerlerde yaşamalarına rağmen birbirlerine bağlanan Mitsuha ve Taki'nin yaşadıklarını konu alıyor.
  13. Coco | 8,3 | Çocuk-Komedi | Miguel'in Ölüler Diyarı'ndaki maceralarını konu alıyor.
  14. Oyuncak Hikayesi | 8,3 | Çocuk-Komedi | İnsanlar etrafta değilken canlanan oyuncakların hikayelerini konu alıyor.
  15. Dangal | 8,2 | Spor-Dram | İki kızına da güreşmeyi öğreten bir baba ve kızlarının öyküsünü konu alıyor.
  16. Yukarı Bak | 8,2 | Çocuk-Macera | Eşinin ölümünün ardından, birlikte kurdukları hayalleri gerçekleştirmeye karar veren Carl'ın öyküsünü konu almaktadır.
  17. Zindan Adası | 8,1 | Gerilim-Gizem*Blogumdaki yazı
  18. Altıncı His | 8,1 | Gerilim-Korku*Blogumdaki yazı
  19. Truman Show | 8,1 | Bilim Kurgu-Dram | Yaşadığı hayatın gerçekliğinden şüphe duymaya başlayan Truman'ın hikayesi anlatılmaktadır.
  20. Ruanda Oteli | 8,0 | Dram | Ruanda Soykırımı'nı konu almaktadır.
  21. John Wick | 7,4 | Aksiyon | Karısının ölümünün ardından, arabası çalınan ve köpeği öldürülen eski tetikçi John Wick sahalara geri döner.

Daha aklımda çok film var, onları da başka yazılara saklıyorum. Umarım yararlı olmuştur, önerilerinizi yorumlara yazmayı unutmayın!

27 Haziran 2021 Pazar

Yakın Zamanda İzlediğim Filmler #4

Twilight / Alacakaranlık

Benim yaşlarımdaki herkesin küçükken izleyip hayranı olduğu bu filmi izlemeyen bir tek ben kalmıştım herhalde, ''Ben de izleyeyim de kadro tamamlansın,'' diyerek izlemeye karar verdim. Daha önce bu film hakkında epey dalga geçilen videolar izlemiştim, bu yüzden beklentim pek yüksek değildi. Şahsi düşüncem, efektler dışında bu filmin o kadar da kötü olmadığı yönünde. Yani, klişelerin bol olduğu bir vampir filmi olduğu doğru, ama doğruyu söylemek gerekirse daha kötü filmler de izlemiştim. Bu en azından kendini izlettiren bir film.

Tabii mantıksal açıdan da birçok hata barındırıyor ancak ben bu tarz (zekice yapıldığı iddiası olmayan) filmlerde mantık aramayı uzun zaman önce bıraktım.
5,5/10




Seven / Yedi

Hayatımda izlediğim en iyi filmlerden biriydi. Film zevkimi tam anlamıyla tanımlayan iki film var: Seven ve Shutter Island. Polisiye, gizem, iyi oyunculuklar, harika renkler ve sahneler. Daha fazla söze gerek yok.



10/10



TENET

Christopher Nolan'ın beyin yakan filmlerinden en yenisi. Bence Inception ve Interstellar'dan daha karmaşık bir senaryosu vardı. Hiçbir şey anlamadım diyemem, ancak bir kez daha izlemek istediğim kesin.

Zaman konusunda epey kafa karıştıran bu film, kesinlikle kaliteli. Sahneleri, efektleri çok iyiydi. Sırf onlar için bile izlenir.



9/10


22 Haziran 2021 Salı

KÜLTÜREL BİR ETKİNLİK! | Another: Manga VS Anime

 

Uzun zamandır Another isimli animeyi izlemeye çalışıyordum ve bugünlerde bitirdim:)

Normalde daha erken bir tarihte bu yazıyı yazmayı düşünüyordum ancak animeyi izlemeye bir türlü başlayamadım. En sonunda canıma tak etti (sürekli 'Another'ı izlesen mi artık' diyen iç sesim beni delirtti) ve bir gün oturup yarısını, ertesi gün de kalan yarısını izledim.

NOT: Bu yazıyı bir etkinlik için yazıyorum. Etkinliğe ulaşmak için tıklayın.

Another'ın ismini sürekli duyuyordum ve uzun zamandır okumak istiyordum. Pandeminin başlarında okumak için fırsat buldum ve okudum. Çok hoşuma gitti. Diğer yazılarımı okuyanlar bilir ki, çizgi roman ve manga gibi türler, sadece birkaç çizim ve diyalogla bir film etkisi yaratabildikleri için beni hep şaşırtmışlardır. Another da onlardan biriydi. Bir gerilim mangası olduğu için, bu gerilimi yansıtmasının biraz zor olacağını düşünsem de, yazar ve çizer bence çok iyi iş çıkarmışlar. Birkaç resim ve cümle sizi geriyor ve içine çekiyor. Bitirdikten sonra ''Vay be!'' dediğimi çok iyi hatırlıyorum. Aynı zamanda mangada anlaşılması zor olan bazı durumlar vardı. Onları anlamak için birkaç kere geriye dönüp tekrar tekrar okumak ve üzerine epey fazla düşünmek zorunda kaldım. Anladığımı düşünsem de bir o kadar da anlamadığımı düşündüğüm için, animenin daha iyi anlatabileceğine karar verdim. Sonuçta bir şeyi izleyerek anlamak çoğu zaman okuyarak anlamaktan daha kolay. Sesler ve görseller daha açıklayıcı kılabiliyor. Animeyi izlemeden önce böyle bir beklentim vardı. Bu beklentimi karşıladığını söyleyebilirim. Her ne kadar animeyi daha iyi anladıysam da mangayı daha çok beğendim. Daha profesyonelceydi. Daha sanatsaldı. Mangada çizimler duyguları ve konuyu daha iyi yansıtıyordu, animenin çizimleri ise gerici sahneler dışında, genel anlamdaki kasveti aktarmakta yeterli değildi bence. Tabii bu benim fikrim. Konusunu çok sevdim, orası ayrı.

Konuyu bilmeyenler için; bir okulda çok sevilen Misaki isimli bir öğrencinin ölümünün ardından, arkadaşları Misaki'nin öldüğüne inanmak istemediklerinden o, yaşamaya devam ediyormuş gibi davranmaya başlarlar. Bütün bir eğitim yılını böyle tamamladıktan sonra mezuniyet fotoğraflarında, ölü olmasına rağmen Misaki de çıkar. Bu olay büyük bir laneti başlatır.

Animedeki sesler, müzikler falan güzeldi; olaylar ilk başlarda pek sürükleyici değildi ancak son birkaç bölümde çok hızlandı. O yüzden bu animeyi izlemeye başlayıp da sıkıldıysanız yine de devam edin bence, çünkü sonlarında hikaye daha çok anlam kazanıyor.

Animeyi izledikten sonra çok fazla yorum okudum ve şunu fark ettim ki, bir kısım bu animeyi çok fazla beğenmiş (izledikleri en iyi anime olduğunu söylemişler), diğer kısım ise hiç beğenmediklerini, bu animenin hiçbir anlam ifade etmediğini söylemiş. Ben bu iki görüşün ortasındayım, ama iyi yönde olana biraz daha yakınım. Bence büyük bir çoğunluğun dediği gibi çöp falan değildi.

 Özetlemek gerekirse ben mangasını daha çok beğendim, ama animesi de yabana atılamaz. Canınız sıkılıyorsa hemen izleyin derim. Ancak bir uyarım var, eğer hassas bir insansanız biraz etkilenebilirsiniz, rahatsız oluyorsanız lütfen kendinizi izlemeye zorlamayın.


"-Ölüm hiç de nazik değildir. Karanlıkta kalırsın. Gözünün görebildiği her yer karanlıktır. Yapayalnızsındır.

-Yapayalnız mı?

-Evet. Gerçi yaşamanın da bundan pek farkı yok, değil mi? Her ne kadar sıkı ilişkiler içindeymişiz gibi görünse de, aslında yapayalnızız."


''Manga Nedir?'' diyorsanız tıklayın:)


18 Mayıs 2021 Salı

BLACKPINK: Light Up The Sky | K-Pop Gruplarından BLACKPINK

 

Yaklaşık 6 yıldır K-Pop dinliyorum. Bu süre zarfında birçok grubun şarkılarını dinledim. Bunlardan biri de BLACKPINK. Bu grubu çıkış yaptıkları zamandan beri yakından takip ediyorum. Aynı zamanda en sevdiğim müzik grubu diyebilirim. Tarzlarını, kıyafetlerini, üyelerini, şarkılarını, danslarını, genel olarak her şeyini çok seviyorum BLACKPINK'in:)

Bugün bahsedeceğim belgesel ise BLACKPINK'le ilgili. 14 Ekim 2020'de yayınlandı ancak ben daha yeni izleyebildim. Genel olarak K-Pop sektörünün acımasızlığından ve sanatçıların yaşadığı zorluklardan haberdardım fakat bu belgeseli izleyince bunların hepsini daha iyi anladım. 

K-Pop idolleri (K-Pop sanatçıları) çok ağır eğitimlerden geçerek bugünkü hallerine geliyorlar. Okullarını, ailelerini hatta ülkelerini bırakmaları gerekiyor. Günde 18 saat dans, şan, rap, ders, dil eğitimi alıyorlar. Dediğim gibi bunun yanında ailelerini hiç denecek kadar az görüyorlar, bazı üyeler ise ülkelerini bırakıp Kore'ye yerleşiyorlar. Yani fiziksel olarak zor olduğu kadar mental olarak da zor bir süreç. Bu eğitim ne kadar sürüyor derseniz, birkaç ay ile 10 yıl arasında değişebilir. 

Belgesel çok tatlıydı. Böyle belgeselleri izlemeyi seviyorsanız bence mutlaka izlemelisiniz. Mesela ben izledikten sonra asla pes etmemem gerektiğini ve hatırlanacak bir insan olmaktansa hatırlanmaya değecek bir insan olunması gerektiğini bir kez daha anladım.

Şimdi de biraz BLACKPINK'ten bahsetmek istiyorum. Aslında bunu uzun zamandır yapmak istiyordum ama bugüne kısmetmiş:)

BLACKPINK, bir K-Pop kız grubu. Jisoo, Rosé, Jennie ve Lisa olmak üzere 4 kızdan oluşmakta. Aslında daha kalabalık bir grup olması planlanıyordu ama diğer adaylar çeşitli nedenlerden elenince geriye sadece bu 4 isim kaldı. (İsimlerini belgesel afişindeki sıralamalarında göre yazdım, soldan sağa) Önce üyeleri tanıyalım, daha sonra gruptan bahsederim.

Jisoo




Doğum günü: 3 Ocak 1995
Jisoo, gruptaki en büyük üye. Resmi olarak grubun bir lideri olmasa da fandom (fanlar) arasında lider olarak biliniyor. 
Milliyet: Koreli
Görevleri: Lider Vokal ve Visual
Staj süresi (eğitim süresi): 5 yıl. Aynı zamanda Dior markasının elçisidir. Henüz solo çıkışını yapmadı.
Oyunculuğu ile ön plana çıkmaktadır. Yakında Snowdrop isimli dizisi yayınlanacak.

Sanırım K-Pop gruplarındaki görev dağılımlarından bahsetmem gerek. Ana vokal ve lider vokal, ana dansçı ile lider dansçı arasındaki farklar nelerdir? Ana vokal, grupta vokali en iyi olan kişidir. Lider vokal ise ana vokalden daha sonra gelen kişidir. Lider vokalden sonra gelen kişiye ise sub/alt vokal denir. Maknae, gruptaki en küçük kişi demektir. Visual, grupta Kore standartlarına göre en güzel kabul edilen kişidir. Yani bir nevi grubun yüzüdür. Biraz garip olsa da K-Pop gruplarında böyle görev dağılımları vardır. Ayrıca K-Pop gruplarında genel olarak her üye solo olarak da şarkı çıkarmaktadır.

Jisoo



Bir diğer üye ise Rosé.

Rosé





Doğum günü: 11 Şubat 1997
Rosé, Yeni Zelanda'da doğdu. Avustralya'da yetişti.
Milliyet: Koreli
Görevleri: Ana Vokal ve Lider Dansçı
Staj süresi: 4 yıl. YSL markasının global elçisidir. Solo çıkışını Mart ayında yaparak -R- isimli bir albüm yayınladı, bu albümde iki şarkı bulunmaktadır. Şarkıları aşağıdaki yazılara tıklayarak dinleyebilirsiniz.
Diğer bir üyeye geçmeden önce Rosé hakkında birkaç şey söylemek istiyorum. Hayatımda dinlediğim en eşsiz seslerden birine sahip. Çok yetenekli. Kişiliğini de çok seviyorum. Açıkçası kendisi benim için çok özel ve en sevdiğim şarkıcıların başında geliyor.

Rosé
               


Diğer üye ise Jennie.

Jennie
  


Doğum günü: 16 Ocak 1996
Kore'de doğdu ancak Yeni Zelanda'da okudu.
Milliyet: Koreli
Görevleri: Ana Rapçi, Lider Vokal ve Merkez (Grupta en bilinen, en çok reklamlarda vs. görünen kişi)
Staj süresi: 6 yıl. Chanel markasının elçisidir. Solo çıkışını 2018'de yaptı. 

Jennie, Kore'de en çok tanınan üyedir. Korea's It Girl (Dönemin Yıldızı) olarak anılır.

Jennie
  


Son üye ise Lisa.

Lisa
   


Doğum Günü: 27 Mart 1997
Milliyet: Tay (Taylandlı)
Görevleri: Ana Dansçı, Lider Vokal, Alt Vokal, Maknae.
Staj Süresi: 5 yıl. Celine ve MAC markalarının elçisidir. Solo çıkışını bu yıl yapacağı söyleniyor.

Çok iyi dans etmesiyle meşhurdur. Dans Makinesi olarak bilinir.

Lisa
   


Üyeler bu kadardı. Şimdi genel olarak gruptan bahsedeyim.







BLACKPINK grubu 2016 yılında çıkış yaptı. Şirketin bazı durumlarından dolayı yılda sadece bir kez geri dönüş (comeback / şarkı çıkartma) yapsalar da birçok rekor kırmayı başardılar. 5 yıllık bir gruba göre az şarkıları var. Ama her bir şarkıda çok fazla emek var, müzik videoları da çok iyi. Şu anda tarihin en başarılı kız grubu olarak anılıyorlar. Ayrıca Lady Gaga, Selena Gomez, Dua Lipa gibi ünlü şarkıcılarla da düet yaptılar. Aynı zamanda elçileri oldukları markalar dışında birçok dünya markası ile işbirliği yaptılar. O kadar çok rekor kırdılar, o kadar başarıya imza attılar ki; yazmaya kalksam 15 gün daha yazmaya devam ederim sanırım:)

Eğer isterseniz BLACKPINK hakkında daha fazla bilgi verdiğim bir yazı daha hazırlayabilirim:)



17 Mayıs 2021 Pazartesi

Haftanın Film Önerileri

 

Altıncı His / The Sixth Sense

Film bir doktorun, tedavi edemediği ve psikolojik rahatsızlıkları olduğu düşünülen bir hastası tarafından vurulmasıyla başlıyor. Doktorunu vurduktan sonra intihar eden bu genç hasta sürekli artık korkmak istemediğini söyleyip durmaktadır.
Olaydan bir yıl sonra doktor Malcolm Crowe, bu hastaya çok benzeyen başka bir hastayla karşılaşır. Bu hasta da korkmak istemediğini tekrarlayıp durmaktadır. Filmin ilerleyen dakikalarında Malcolm, bu hastanın neyden korktuğunu yani sırrını öğrenir. Daha sonra çok şaşırtıcı bir gerçekle yüzleşir.

Genellikle izlediğim filmlerin konularına ve türlerine bakarım ve ona göre izleyip izlemeyeceğime karar veririm ancak bu sefer pek öyle olmadı. Bu filmi biri bana önerdi ve konusunun ne olduğunu sorduğumda ''Boş ver, direkt izle, öyle daha keyifli oluyor.'' dedi. Ben de tamam, dedim ve izlemeye başladım. Daha sonradan öğrendim ki bu film aslında çok ünlüymüş ve birçok insan filmi izlemeden filmin sonunu öğrenmiş ve bu epey üzücü olmuş. Çünkü çok iyi, sağlam bir film. Bu tarz filmlere bayılıyorum.

Neyse, bu filme gelecek olursak, çok güzeldi. Bruce Willis'i de severim. Bayağı iyi bir filmdi kısacası.

Ayrıca filmin sloganı da çok güzel, ''Not every gift is a blessing.'' yani ''Her hediye hayra alamet değildir :D'' tarzı bir şey:)

10/10


Zindan Adası / Shutter Island

Konusundan bahsetmeden önce şunu söylemek istiyorum ki, bu filmden bahsedildiğini ve çok iyi olduğunu duymuştum ama konusu ya da türü hakkında hiçbir bilgim yoktu. Denk gelince izleyeyim dedim ve sanırım hayatımda verdiğim en iyi kararı vermişim. Çok net. Bu filme bayıldım. Bu filme dair her şeye, her detaya bayıldım ve rahatlıkla söyleyebilirim ki bu film hayatımda izlediğim en iyi filmdi. İzleyecek bir film arıyorsanız lütfen bunu izleyin ve bana düşüncelerinizi iletin. Lütfen, rica ediyorum.

Teddy Daniels ve Chuck Aule isimli iki polisin, Rachel Solando isimli hastanın kaçması üzerine çok tehlikeli hastaların tutulduğu Ashecliffe Hastanesi'nin bulunduğu Shutter Adası'na gitmeleri ve orada yaşananları konu alıyor.

Sanırım bu filmi ne kadar sevdiğimi anlamışsınızdır. Mutlaka izleyin. Mutlaka:)
1000000/10


Yırtıcı Kuşlar / Birds of Prey

Seneler önce Suicide Squad filmini izlemiş ve Harley Quinn'i çok sevmiştim. Bu yıl, Harley Quinn karakterinin başrolde olduğu Birds of Prey isimli film çıktı. Karşıma da çıkınca izleyeyim bari, dedim. Ne ilginçtir ki, diğer ikisinde olduğu gibi bu film hakkında da pek bir fikrim yoktu. Sadece Harley Quinn var diye izledim. Böyle ikonik karakterleri hep sevmişimdir.

Her neyse, filme dönecek olursak konu itibariyle Harley ve diğer birkaç kadın kahramanın Black Mask isimli kahramana ait olan elmasın peşine düşmelerini ve ardından Cassandra Cain isimli kızı kurtarmalarını konu alıyor.

Eğlenceli bir filmdi, kafa dağıtmaya birebir.

7/10






Bu sıralar izleyecek film bulamıyorum, önerileriniz varsa yorum olarak bırakabilirseniz çok sevinirim:)




------SPOILERIMSI------ 
(Filmlerle ilgili bir spoiler yok, sadece filmleri izlemeden okumamanız takdirinde filmler daha fazla keyif verecektir.)



İlk iki filmin türüne mindf*ck (beyin yakan) deniyor. Yani sonunu tahmin edemeyeceğiniz ve sonunda şok olacağınız filmler. Bu tarz filmlere bayılan çok fazla insan var ve sürekli bu türde film arıyorlar.

Ama benim bu konuda bir önerim var. Bir filmin beyin yakan tarzda olduğunu bilerek izlerseniz bence çok da keyifli olmuyor. Mesela ben bu iki filmin bu tarzda olduğunu bilmeden izlediğim için çok keyifli oldu ve iki kat şaşırmış oldum. Ben bir film izlerken IMDB puanına ve türüne (dram, bilim kurgu, aksiyon vs. gibi. mindf*ck resmi bir tür değil) bakıyorum ve film hakkında pek fazla bir bilgi edinmiyorum. Böylece kendimi filmin akışına daha kolay kaptırıyorum ve film daha etkili oluyor.

Eğer bu tür film önerileri içeren bir yazı isterseniz sizin için bir derleme yapabilirim:)

İyi günler dilerim:)

4 Mayıs 2021 Salı

Doğu Ekspresinde Cinayet | Film

 

Uzun zamandır bu filmi izlemeyi planlıyordum ama bir türlü izleyememiştim. Sonunda izleyebildim.

Zaten Agatha Christie'yi çok seviyorum ve bu kitabının da harika olduğunu düşünüyorum o yüzden filmden beklentilerim yüksekti.

Doğu Ekspresinde Cinayet isimli kitabın yorumuna buradan ulaşabilirsiniz.

Öncelikle şunu söylemeliyim ki film kesinlikle kitap kadar etkileyici değildi. Ayrıca filmde katilin tahmin edilmesi çok daha kolaydı. Ancak sinematik açıdan bakacak olursak çekimler, açılar, renkler, oyunculuklar çok iyiydi. Bence oyuncular hakkındaki tek problem, kitapta tasvir edildikleri görünümde olmamalarıydı. Mesela Poirot bu şekilde tasvir edilmiyordu. Daha dazlak, esmer, kısa boylu birisi olarak hayal etmiştim onu, kitapta anlatıldığı kadarından yola çıkarak. Açıkçası filmde kitaba uymayan birçok şey vardı ve bu durumun pek hoşuma gittiğini sanmıyorum. Eserlerden uyarlanan filmlerde, esere sadık kalınması gerektiğini düşünüyorum. Özellikle dikkatimi çeken şeylerden biri ise, katilin bulunmasının filmde çok kısa sürüyor oluşuydu. Normalde Agatha Christie'nin tüm kitaplarında zanlılar birden fazla kez sorguya çekilir, eğer cinayeti araştıran bir dedektif varsa o dedektifin düşünme sürecini de takip etmemiz sağlanır. Ancak bu filmde her şey bir anda olup bitiyor gibi geldi bana. Bence yeteri kadar tatmin edici bir film olmamış fakat şuna dikkat çekmek istiyorum ki, ben burada kitap ile filmi karşılaştırdığım için film hakkında kötü birkaç yorum yaptım, eğer kitabı bu filmin tamamen dışında bırakır ve bu filmi tamamen farklı bir esermişçesine değerlendirirsem gayet güzel olduğunu söyleyebilirim.

Kısacası polisiye/suç türünde bir film izlemek istiyorsanız, bu filmi izleyebilirsiniz ama filmi izlemenizdense kitabı okumanızı tercih eder ve bunu öneririm.

8/10


DUYURULAR

  • Instagram sayfamız açıldı! Henüz bir şey paylaşmadım ve aktif değilim ancak yakın zamanda orada da paylaşımlar yapmayı planlıyorum. Instagramda @genclikyolculugu adresinden bana ulaşabilirsiniz.
  • Bilgilaryum blogundan Oğuzhan Eren ile röportaj yaptık. Buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

True Beauty | K-Drama




 Mart'ın 29'unda başında başladığım bu diziyi nihayet bitirebildim. 16 bölüm olduğunu duyunca ''Bir haftada izlerim,'' dediğim diziyi bir ayda zor izleyebildim. Pek vakit bulamadım izlemeye, sizin de bildiğiniz nedenlerden ötürü. Neyse ki vazgeçmedim.

8 Nisan'a kadar 13 bölüm izleyip son 3 bölümü de bu hafta bitirdim. 2,5 haftalık uzun bir ara vermişim izlemeye ama yine de olayları pek unutmadım. Webtoon'unu da yorumlamıştım. Buraya tıklayarak okuyabilirsiniz.

Bu arada blogum galiba yavaş yavaş Webtoon bloguna dönüyor, aslında böyle olmasını istemiyorum ama uzun zamandır çok fazla kitap okuyup film izleyemiyorum, bu yüzden yorum yapabileceğim sadece Webtoonlar var. Ama yakında fazlasıyla kitap okuyacağım bu yüzden takipte kalın!
Konusundan Webtoon'unu yorumladığım yazıda bahsetmiştim, o yüzden şimdi genel olarak dizi hakkındaki yorumlarımdan bahsedeceğim.

Lim Ju Kyung rolünde Moon Ga-young oynuyor. Daha önceden kendisini tanımıyordum ancak rolünü güzel yaptığını ve Ju Kyung'u yaşatabildiğini düşünüyorum. Ayrıca konu gereği ana kahramanımızın makyajsız çirkin gözükmesi gerekiyordu ama Moon Ga-young o kadar güzel görünüyordu ki, insanlar onunla çirkin olduğu için dalga geçtiğinde sinirlenmeden edemedim ''Kızın çirkin olmadığını fark edin artık!'' diye. Zaten çirkin insan yoktur, ayrıca eğer Moon Ga-young'un bu haline zorbalık yapabiliyorlarsa bana neler yapmazlar neler, gibisinden düşünceler kafama üşüştü.


Webtoon'daki Ju Kyung vs Dramadaki Ju Kyung 



Makyajsız Ju Kyung



Makyajlı Ju Kyung




Bu arada Ju Kyung'un Webtoon'daki hali şaşırtıcı derecede Webtoon'un yazar-çizerine benziyor.
Zaten söylentilere göre Ju Kyung'u kendini referans alarak çiziyormuş, Suho karakterini çizerken BTS'ten Jin'den, Seojun karakterini çizerken ise Got7 grubundan JB'den esinlenmiş. Neyse, yerleri gelince onlardan da bahsederim.

Moon Ga-young'un oyunculuğu bence çok güzeldi, en azından bana sempatik geldi ve role de yakıştığını düşünüyorum, emanet gibi durmamış.

Lee Suho karakterini ise Cha Eun-woo canlandırıyor. Kendisini epey uzun zamandır tanıyordum. Astro isimli grubun da üyesi kendisi. Cha Eun-woo'yu uzun zamandır tanıdığım ve çok sevdiğim için onun bu dizide oynadığını öğrenince çok sevindim.

Webtoon'daki Suho vs Dramadaki Suho

Herkes Cha Eun-woo'nun bu dizide oyunculuk yapamadığını çok donuk olduğunu falan söylemiş ama zaten oynadığı karakterin rolü böyle. Normalde Cha Eun-woo böyle biri değil zaten, sürekli gülen içi içine sığmayan biri. Asıl bu yüzden donuk olması onun iyi bir oyuncu olduğunu gösterir.

Suho'nun karakterini, düşünme tarzını, zeki oluşunu çok seviyorum. Yaşadığı onca kötü şeye rağmen duruşunu bozmayışını da seviyorum. Suho gibi bir arkadaşım olsun isterdim. Yaptığı ufak tefek hatalar olsa da bence çok masum bir karakterdi.

Özellikle Suho'nun saf, kıskanç ve utangaç hallerini çok sevdim. Bence çok tatlıydı.

                                                          
Dramadaki Seojun

Webtoon'daki Seojun
  
    









Han Seojun'u canlandıran Hwang In-Yeop'u da bu dizide tanıdım. Ama kendisini çok sevdim. Oyunculuğu çok iyi bence. Dramaya da yakışmış. Kendisi şimdi Netflix için yeni bir dizi çekiyor. O dizi de bir Webtoon uyarlaması.        


Seojun, daha serseri ve daha cana yakın bir karakter. Tam birlikte sinemaya gidebileceğiniz, espri yapıp hunharca gülebileceğiniz, kısacası takılabileceğiniz bir arkadaş türünden bir karakter. Eğer Suho ile Seojun arasından Seojun'u seçecek olursanız, İkinci Erkek Sendromu'na yakalanacağınızı belirtmem gerek. 

Zaten dizi Ju Kyung ile Suho'nun aşkını anlatıyor. Seojun da (yazık, garibim) Ju Kyung'a aşık, ortalıkta öyle dolanıyor. Olaylar genel olarak Webtoon'dan farklı. Açıkçası ikisi, iki farklı eser gibi. O yüzden Webtoon'u okumadan diziyi izlerseniz yabancılık çekmiş olmazsınız.

Gerçek anlamda baştan sona izlediğim ilk Kore dizisiydi bu. Genelde pek ciddi anlamda oturup Kore dizisi izlemişliğim yok, ama filmlerini epey izliyorum. Zaten beni bilenler bilir, genel olarak pek dizi izlemiyorum, izleyemiyorum. Bazen oturup Kore dizilerinin kesitlerini falan izliyordum, meraktan sadece. Ama bu benim için bir ilk oldu, güzel de bir ilk oldu aslında. İzlerken beni pek sıkmadı, ama ben okuduklarına ve izlediklerine çok kafa takan biriyim ve bu dizide de Ju Kyung'un başından bir sürü olay geçiyordu ve bazen hiç istemediğim şeyler oluyordu. O yüzden izlerken içim daralıp daralıp durdu. Sürekli bunlar bir gün yüzü görmeyecek mi deyip iç çektim. Ben böyle şeylere kendimi fazla kaptırıyorum herhalde. Bazen kitap okurken (özellikle Agatha Christie okuyorsam) kalbim çok hızlı atmaya başlıyor ve biraz dinlenip öyle devam etmek zorunda kalıyorum. Kurgusal karakterlerle çok sıkı bir bağ kuruyorum ve onların dünyasında yaşıyorum. Onlar ne hissediyorlarsa ben de onu hissediyorum. Onlar gülerlerken ben de gülüyorum, ağlarken ise ben de ağlıyorum. Mesela bu dizinin dram içeren bazı kısımları vardı. Belki de pek ağlanacak şeyler değildi ama Ju Kyung her ağladığında ben de ağladım. O yüzden sıkıntılı anlar yaşadığımı itiraf etmem gerek, diziyi her ne kadar sevmiş olsam da.

Neyse ki ben Suho'yu Ju Kyung'a daha uygun görüyordum, bu sebeple İkinci Erkek Sendromu geçirmedim. ''O nedir?'' diyecek olursanız Kore dizilerinde başrol kız mutlaka iki erkeğin arasında kalmış oluyor çünkü ikisi de ona aşık oluyor. Ancak kız onlardan birine aşık olduğu için diğerini reddediyor ve eğer siz de reddettiği kişi ile o kızı yakıştırıyorsanız İkinci Erkek Sendromu'na düşmüş oluyorsunuz. Bu bana Webtoon'larda sık sık oluyor ama bu sefer olmadı. Çünkü Suho'nun çok masum olduğunu ve Ju Kyung'u çok sevdiğini fark ettim ve onun Ju Kyung'a daha uygun olduğunu düşündüm. Çünkü Ju Kyung da ona aşıktı sonuçta. Dizinin sonunda elbette Seojun'a çok üzüldüm lakin benim yapabileceğim bir şey yoktu. Seojun daha iyi şeyleri yaşamayı hak ediyordu, acı ama gerçek, her hikayede yanan birileri olur. O yüzden ben de kendi hayal dünyamda Seojun'u kariyerine odaklanmış, mutlu bir şarkıcı olarak hayal ediyorum.

Ayrıca dizinin müzikleri ve şarkıları da gayet güzeldi, özellikle birkaç şarkıya bayıldım. Buraya tıklayarak dizinin şarkılarına ulaşabilirsiniz.

Dizinin 2. sezonu gelmeyecek. Dram-romantik bir Kore dizisi arıyorsanız bu diziyi size rahatlıkla önerebilirim.
İyi günler dilerim:)

30 Nisan 2021 Cuma

'1 YILDA HAYATIMDA NELER DEĞİŞTİ?' MİMİ

 Herkese Merhaba!


Bugün bir mim yazmaya karar verdim. Mimlerin çok eğlenceli olduğunu düşünüyorum. Ayrıca blogdaki insanların kaynaşmasını sağlıyor ve samimi bir ortama ev sahipliği yapıyor.
Bugünkü mimi yazarken sürekli kendime sorup durduğum bir sorudan esinlendim.
'1 yılda hayatımda neler değişti?' 
'1 yıl önce neredeydim ve şu an neredeyim?'

1) Geçen sene olmamı istediğim yerde miyim?
Doğruyu söylemek gerekirse hayır. Çünkü geçen sene bu zamanlarda, pandeminin başlarında  ''Seneye her şey daha iyi olacak.'' diyordum. Şimdi anlıyorum ki biraz fazla iyimsermişim. Şimdi birçok şey o zamandan daha kötü halde. Artık psikolojik olarak yıprandığımı fazlasıyla hissediyorum ve yapmam gereken şeyleri yapmak üzere motive olamıyorum.



2) Son 1 yıl iyi mi geçti yoksa kötü mü?
Orta ama kötüye daha yakın sanırım. Umarım bu yıl çok daha iyi geçer.

3) Hedeflerimi gerçekleştirebildim mi?
Pandemi nedeniyle hayır. Aynı zamanda motivasyon olarak da çok şey kaybettiğim için kendimde bazı şeyleri yapabilmek için güç bulamıyorum.

4) Neler öğrendim?
Hiçbir şeyin sağlıktan önemli olmadığını ve sağlıklı olunca geriye kalan her şeyin halledilebildiğini öğrendim. Ayrıca kendimle baş başa kalabildiğim çok fazla an olduğu için düşünmeye ve kendimi tanımaya fırsat buldum.

5) Neler deneyimledim?
Sanırım bu sene her şeyi çok uçlarda yaşadım. Üzülünce çok üzüldüm ve iyi bir haber aldığımda ise fazlasıyla sevindim. Her ne kadar sevinsem de içinde hep bir burukluk oldu tabii. Sanırım a'dan z'ye her türlü duyguyu deneyimledim bu yıl.

6) Kendimi daha mı yaşlı hissediyorum yoksa genç mi?
Bedenen çok daha yaşlı hissediyorum çünkü hareket etmeyi unuttum. Ruhen de biraz yaşlı hissediyorum ama çok değil:)

7) 1 yıl sonra nerede olmayı umuyorum?
Pandemi bitmiş, ekonomi falan düzelmiş, insanların psikolojisi rahatlamaya başlamış ve ben de sonunda okula gidebiliyormuşum gibi bir gelecek hayalim var:)


Bu yıldan itibaren her yıl bu mimi tekrarlamaya karar verdim. Umarım geçen her yılda bu sorulara olan cevaplarımızı olumlu yönde değiştirebiliriz. Hepimiz zor bir süreçten geçiyoruz o yüzden bu mim aracılığıyla biraz dertleşelim istedim.

Bunu okuyan herkesi mimledim o zaman!

28 Nisan 2021 Çarşamba

Webtoon Önerileri | Şu Aralar Okuduklarım

 Herkese Merhaba!

Daha önceki yazılarımdan birinde okuduğum Webtoonlar hakkında bir yazı yazacağımı söylemiştim. İşte o yazı, bu yazı olacak:)

Sanırım buradaki Webtoonların hiçbirinin Türkçesi yok. (Webtoon sitesinde yok, ama başka sitelerde mevcut.) Yabancı dilinizi geliştirmek istiyorsanız İngilizce okumanızı öneririm, kesinlikle çok işe yarıyor.



To You Who Swallowed a Star
 

Yeni çıkan bir Webtoon. Çizimleri aşırı güzel ve sevimli. Dili ise anlaşılır. Henüz 10 bölüm yayınlandı ve çok hoşuma gitti. 

Hajun ve Hayul
Konusundan bahsetmem gerekirse Jiu Seo isimli ana karakterimiz annesiyle birlikte çocukluk arkadaşı olan Wurin ve annesinin yaşadığı evde yaşamaktayken bir stüdyo daireye taşınırlar. Daha sonra Jiu Seo, alt katlarında yaşayan Hajul ve Hayul isimli iki küçük çocukla tanışır. Bu çocukların annesi yoktur ve babaanneleri onlara bakmaktadır. (Babaanneleri yaşlı ve hasta olduğundan buna çok da bakmak denemez.) Kısacası çocuklarla ilgilenen kimse yoktur ve bu da yetmezmiş gibi babaları onlara şiddet uygulamaktadır. Bunu öğrenen 16 yaşındaki Jiu Seo çocuklara sahip çıkmaya karar verir. Hajun, 11 yaşında bir erkek çocuğu; Hayul ise 7-8 yaşlarında bir kız çocuğudur.

Şimdilik 10 bölümde fazla bir şey olmadı ama Webtoon'un açıklamasında Hajul'un büyüyünce ünlü biri olacağı ve bunun Jiu Seo'nun hayatını çok değiştireceği falan yazıyor, yani henüz hikayenin başlarındayız. Asıl hikaye kahramanlarımız büyüdüğünde işleniyor olacak. Şimdilik sadece kahramanlarımız ve onların geçmişleri, tanışmaları hakkında bilgi ediniyoruz denebilir.

Kısacası, yeni yeni Webtoon okumaya başlayacaksanız veya hafif bir şeyler arıyorsanız size To You Who Swallowed a Star'ı rahatlıkla öneririm. Her pazartesi yeni bir bölüm yayınlanıyor, bazen yeni bölümleri beklemek çok sıkıcı olabiliyor ama işi keyifli yapan da bu zaten:)



To Love Your Enemy 

To Love Your Enemy, yeni başladığım bir Webtoon. Henüz çok fazla okumadım ama çizimlerini ve konunun anlatılış tarzını çok sevdim. Her ne kadar ismi bir Wattpad hikayesinden fırlamış gibi dursa da:)

Her pazartesi yeni bölüm yayınlanıyor. Şimdilik 63 bölüm yayınlandı, ben daha başlardayım. Vakit bulduğumda okumaya devam edeceğim.

Geçmişinden nefret eden ve yepyeni bir hayata başlayan ana karakterimiz, herkese yalanlar söyleyerek kendine yeni bir hayat inşa eder. Adını bile değiştirmiştir, artık Yeonhee Bae'dir. Ancak bir gün, bir işe girmek üzere gittiği mülakatta biriyle tanışır. Bu kişi onu geçmişten tanımaktadır ve bütün sırlarını biliyordur. Bu sebeple birbirlerine düşman olurlar ama bu düşmanlık yavaş yavaş romantizme dönüşür.

Şimdilik hoş gözüküyor, hikaye ilerlediğinde daha detaylı bir yorum yapabilirim.



True Beauty 

Şimdilik 143 bölüm yayınlandı. Her çarşamba yeni bölüm geliyor. Daha önce hakkında bir yazı yazmıştım. Okumak için tıklayın!  

Aynı zamanda bir dizisi mevcut, onu da dün bitirdim. Yakında yorumu gelecek:)



Killstagram 

Detaylı yorum için tıklayın!


Before We Knew It 

Bu sıralar kafayı gerçek anlamda taktığım bir Webtoon. Ben okumaya başladığımda elli küsür bölümü vardı ve tabii ki de yapacağımı yapıp hepsini bir anda okudum. Şimdi yeni bölümleri okuyabilmek için pazar günlerini iple çekiyorum. Çizimleri çok iyi, renkler, renk uyumları falan her şey harika. Tamamen bir sanat. Yukarıdaki Webtoonların tümü Kore'de geçiyor ve Koreli insanlar tarafından yazılıp çiziliyor. Ancak bu onlardan farklı olarak Japon bir yazar-çizer tarafından oluşturuluyor ve Japonya'da geçiyor.

Henüz 57 bölümü var, dediğim gibi her pazar yeni bölüm geliyor.

Zamanında yazar olmak isteyen ancak editörlüğün ona daha uygun bir meslek olduğunu düşünüp editör olan Kano, tam bir kitap kurdudur. Resmen kitapların içinde yaşıyor gibidir. Ayrıca gerçek hayatta yaşamadığı birçok şeyi kitaplardan öğrenip gerçek hayatına uygulamaya çalışmaktadır. Aşık olmak buna bir örnek. 26 yaşında olmasına rağmen hiç aşık olmamıştır, aynı zamanda kimseyle de çıkmamıştır.

Derken bir gün, yayınevinin müdürü Kano'yu, Japonya'nın en ünlü yazarlarından biri olan Saku Kagaya'nın editörü yapar. (Kagaya çok çapkın biridir ve hep aşk hayatıyla gündeme gelmektedir.) Kano'nun en sevdiği ve kitaplarını ezbere bildiği yazar olan Kagaya belli sebeplerden ötürü hiç aşk romanı yazmamıştır. Kano ise onu aşk romanı yazması için teşvik etmeye çalışmaktadır. Bu süreç boyunca ikili birbirine aşık olur. Aynı zamanda ikisinin geçmiş sırlarını öğrenirken aslında ikisinin kaderlerini kesiştiren kişinin Chiyoka olduğunu keşfederiz.

Chiyoka'nın kim olduğunu söylemeyeceğim, okurken keşfetmenizi tercih ederim:)


Bunların arasından en çok True Beauty'yi seviyorum. Mükemmel, 10 üzerinden 100 alır benden. En iyi çizimlere sahip olan Webtoon. Bundan daha iyisini bulamazsınız. Şimdi çizimlerine göre bir sıralama yapacağım. 

  1. True Beauty
  2. To You Who Swallowed a Star
  3. Before We Knew It
  4. To Love Your Enemy
  5. Killstagram


Şimdi de hikayeye göre bir sıralama yapacağım.

  1. True Beauty
  2. Killstagram
  3. To You Who Swallowed a Star
  4. Before We Knew It
  5. To Love Your Enemy
Şu an şunu fark ettim ki, az önce Before We Knew It'i ölümüne övdükten sonra sıralamada onu biraz yermişim. Ama bunun sebebi onun kötü olması falan değil, diğerlerinin fazla iyi olması.

Umarım yazıyı beğenmişsinizdir. Beğendiğiniz Webtoon varsa lütfen bana da önerin:)