17 Mayıs 2021 Pazartesi

Haftanın Film Önerileri

 

Altıncı His / The Sixth Sense

Film bir doktorun, tedavi edemediği ve psikolojik rahatsızlıkları olduğu düşünülen bir hastası tarafından vurulmasıyla başlıyor. Doktorunu vurduktan sonra intihar eden bu genç hasta sürekli artık korkmak istemediğini söyleyip durmaktadır.
Olaydan bir yıl sonra doktor Malcolm Crowe, bu hastaya çok benzeyen başka bir hastayla karşılaşır. Bu hasta da korkmak istemediğini tekrarlayıp durmaktadır. Filmin ilerleyen dakikalarında Malcolm, bu hastanın neyden korktuğunu yani sırrını öğrenir. Daha sonra çok şaşırtıcı bir gerçekle yüzleşir.

Genellikle izlediğim filmlerin konularına ve türlerine bakarım ve ona göre izleyip izlemeyeceğime karar veririm ancak bu sefer pek öyle olmadı. Bu filmi biri bana önerdi ve konusunun ne olduğunu sorduğumda ''Boş ver, direkt izle, öyle daha keyifli oluyor.'' dedi. Ben de tamam, dedim ve izlemeye başladım. Daha sonradan öğrendim ki bu film aslında çok ünlüymüş ve birçok insan filmi izlemeden filmin sonunu öğrenmiş ve bu epey üzücü olmuş. Çünkü çok iyi, sağlam bir film. Bu tarz filmlere bayılıyorum.

Neyse, bu filme gelecek olursak, çok güzeldi. Bruce Willis'i de severim. Bayağı iyi bir filmdi kısacası.

Ayrıca filmin sloganı da çok güzel, ''Not every gift is a blessing.'' yani ''Her hediye hayra alamet değildir :D'' tarzı bir şey:)

10/10


Zindan Adası / Shutter Island

Konusundan bahsetmeden önce şunu söylemek istiyorum ki, bu filmden bahsedildiğini ve çok iyi olduğunu duymuştum ama konusu ya da türü hakkında hiçbir bilgim yoktu. Denk gelince izleyeyim dedim ve sanırım hayatımda verdiğim en iyi kararı vermişim. Çok net. Bu filme bayıldım. Bu filme dair her şeye, her detaya bayıldım ve rahatlıkla söyleyebilirim ki bu film hayatımda izlediğim en iyi filmdi. İzleyecek bir film arıyorsanız lütfen bunu izleyin ve bana düşüncelerinizi iletin. Lütfen, rica ediyorum.

Teddy Daniels ve Chuck Aule isimli iki polisin, Rachel Solando isimli hastanın kaçması üzerine çok tehlikeli hastaların tutulduğu Ashecliffe Hastanesi'nin bulunduğu Shutter Adası'na gitmeleri ve orada yaşananları konu alıyor.

Sanırım bu filmi ne kadar sevdiğimi anlamışsınızdır. Mutlaka izleyin. Mutlaka:)
1000000/10


Yırtıcı Kuşlar / Birds of Prey

Seneler önce Suicide Squad filmini izlemiş ve Harley Quinn'i çok sevmiştim. Bu yıl, Harley Quinn karakterinin başrolde olduğu Birds of Prey isimli film çıktı. Karşıma da çıkınca izleyeyim bari, dedim. Ne ilginçtir ki, diğer ikisinde olduğu gibi bu film hakkında da pek bir fikrim yoktu. Sadece Harley Quinn var diye izledim. Böyle ikonik karakterleri hep sevmişimdir.

Her neyse, filme dönecek olursak konu itibariyle Harley ve diğer birkaç kadın kahramanın Black Mask isimli kahramana ait olan elmasın peşine düşmelerini ve ardından Cassandra Cain isimli kızı kurtarmalarını konu alıyor.

Eğlenceli bir filmdi, kafa dağıtmaya birebir.

7/10






Bu sıralar izleyecek film bulamıyorum, önerileriniz varsa yorum olarak bırakabilirseniz çok sevinirim:)




------SPOILERIMSI------ 
(Filmlerle ilgili bir spoiler yok, sadece filmleri izlemeden okumamanız takdirinde filmler daha fazla keyif verecektir.)



İlk iki filmin türüne mindf*ck (beyin yakan) deniyor. Yani sonunu tahmin edemeyeceğiniz ve sonunda şok olacağınız filmler. Bu tarz filmlere bayılan çok fazla insan var ve sürekli bu türde film arıyorlar.

Ama benim bu konuda bir önerim var. Bir filmin beyin yakan tarzda olduğunu bilerek izlerseniz bence çok da keyifli olmuyor. Mesela ben bu iki filmin bu tarzda olduğunu bilmeden izlediğim için çok keyifli oldu ve iki kat şaşırmış oldum. Ben bir film izlerken IMDB puanına ve türüne (dram, bilim kurgu, aksiyon vs. gibi. mindf*ck resmi bir tür değil) bakıyorum ve film hakkında pek fazla bir bilgi edinmiyorum. Böylece kendimi filmin akışına daha kolay kaptırıyorum ve film daha etkili oluyor.

Eğer bu tür film önerileri içeren bir yazı isterseniz sizin için bir derleme yapabilirim:)

İyi günler dilerim:)

4 Mayıs 2021 Salı

Doğu Ekspresinde Cinayet | Film

 

Uzun zamandır bu filmi izlemeyi planlıyordum ama bir türlü izleyememiştim. Sonunda izleyebildim.

Zaten Agatha Christie'yi çok seviyorum ve bu kitabının da harika olduğunu düşünüyorum o yüzden filmden beklentilerim yüksekti.

Doğu Ekspresinde Cinayet isimli kitabın yorumuna buradan ulaşabilirsiniz.

Öncelikle şunu söylemeliyim ki film kesinlikle kitap kadar etkileyici değildi. Ayrıca filmde katilin tahmin edilmesi çok daha kolaydı. Ancak sinematik açıdan bakacak olursak çekimler, açılar, renkler, oyunculuklar çok iyiydi. Bence oyuncular hakkındaki tek problem, kitapta tasvir edildikleri görünümde olmamalarıydı. Mesela Poirot bu şekilde tasvir edilmiyordu. Daha dazlak, esmer, kısa boylu birisi olarak hayal etmiştim onu, kitapta anlatıldığı kadarından yola çıkarak. Açıkçası filmde kitaba uymayan birçok şey vardı ve bu durumun pek hoşuma gittiğini sanmıyorum. Eserlerden uyarlanan filmlerde, esere sadık kalınması gerektiğini düşünüyorum. Özellikle dikkatimi çeken şeylerden biri ise, katilin bulunmasının filmde çok kısa sürüyor oluşuydu. Normalde Agatha Christie'nin tüm kitaplarında zanlılar birden fazla kez sorguya çekilir, eğer cinayeti araştıran bir dedektif varsa o dedektifin düşünme sürecini de takip etmemiz sağlanır. Ancak bu filmde her şey bir anda olup bitiyor gibi geldi bana. Bence yeteri kadar tatmin edici bir film olmamış fakat şuna dikkat çekmek istiyorum ki, ben burada kitap ile filmi karşılaştırdığım için film hakkında kötü birkaç yorum yaptım, eğer kitabı bu filmin tamamen dışında bırakır ve bu filmi tamamen farklı bir esermişçesine değerlendirirsem gayet güzel olduğunu söyleyebilirim.

Kısacası polisiye/suç türünde bir film izlemek istiyorsanız, bu filmi izleyebilirsiniz ama filmi izlemenizdense kitabı okumanızı tercih eder ve bunu öneririm.

8/10


DUYURULAR

  • Instagram sayfamız açıldı! Henüz bir şey paylaşmadım ve aktif değilim ancak yakın zamanda orada da paylaşımlar yapmayı planlıyorum. Instagramda @genclikyolculugu adresinden bana ulaşabilirsiniz.
  • Bilgilaryum blogundan Oğuzhan Eren ile röportaj yaptık. Buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

True Beauty | K-Drama




 Mart'ın 29'unda başında başladığım bu diziyi nihayet bitirebildim. 16 bölüm olduğunu duyunca ''Bir haftada izlerim,'' dediğim diziyi bir ayda zor izleyebildim. Pek vakit bulamadım izlemeye, sizin de bildiğiniz nedenlerden ötürü. Neyse ki vazgeçmedim.

8 Nisan'a kadar 13 bölüm izleyip son 3 bölümü de bu hafta bitirdim. 2,5 haftalık uzun bir ara vermişim izlemeye ama yine de olayları pek unutmadım. Webtoon'unu da yorumlamıştım. Buraya tıklayarak okuyabilirsiniz.

Bu arada blogum galiba yavaş yavaş Webtoon bloguna dönüyor, aslında böyle olmasını istemiyorum ama uzun zamandır çok fazla kitap okuyup film izleyemiyorum, bu yüzden yorum yapabileceğim sadece Webtoonlar var. Ama yakında fazlasıyla kitap okuyacağım bu yüzden takipte kalın!
Konusundan Webtoon'unu yorumladığım yazıda bahsetmiştim, o yüzden şimdi genel olarak dizi hakkındaki yorumlarımdan bahsedeceğim.

Lim Ju Kyung rolünde Moon Ga-young oynuyor. Daha önceden kendisini tanımıyordum ancak rolünü güzel yaptığını ve Ju Kyung'u yaşatabildiğini düşünüyorum. Ayrıca konu gereği ana kahramanımızın makyajsız çirkin gözükmesi gerekiyordu ama Moon Ga-young o kadar güzel görünüyordu ki, insanlar onunla çirkin olduğu için dalga geçtiğinde sinirlenmeden edemedim ''Kızın çirkin olmadığını fark edin artık!'' diye. Zaten çirkin insan yoktur, ayrıca eğer Moon Ga-young'un bu haline zorbalık yapabiliyorlarsa bana neler yapmazlar neler, gibisinden düşünceler kafama üşüştü.


Webtoon'daki Ju Kyung vs Dramadaki Ju Kyung 



Makyajsız Ju Kyung



Makyajlı Ju Kyung




Bu arada Ju Kyung'un Webtoon'daki hali şaşırtıcı derecede Webtoon'un yazar-çizerine benziyor.
Zaten söylentilere göre Ju Kyung'u kendini referans alarak çiziyormuş, Suho karakterini çizerken BTS'ten Jin'den, Seojun karakterini çizerken ise Got7 grubundan JB'den esinlenmiş. Neyse, yerleri gelince onlardan da bahsederim.

Moon Ga-young'un oyunculuğu bence çok güzeldi, en azından bana sempatik geldi ve role de yakıştığını düşünüyorum, emanet gibi durmamış.

Lee Suho karakterini ise Cha Eun-woo canlandırıyor. Kendisini epey uzun zamandır tanıyordum. Astro isimli grubun da üyesi kendisi. Cha Eun-woo'yu uzun zamandır tanıdığım ve çok sevdiğim için onun bu dizide oynadığını öğrenince çok sevindim.

Webtoon'daki Suho vs Dramadaki Suho

Herkes Cha Eun-woo'nun bu dizide oyunculuk yapamadığını çok donuk olduğunu falan söylemiş ama zaten oynadığı karakterin rolü böyle. Normalde Cha Eun-woo böyle biri değil zaten, sürekli gülen içi içine sığmayan biri. Asıl bu yüzden donuk olması onun iyi bir oyuncu olduğunu gösterir.

Suho'nun karakterini, düşünme tarzını, zeki oluşunu çok seviyorum. Yaşadığı onca kötü şeye rağmen duruşunu bozmayışını da seviyorum. Suho gibi bir arkadaşım olsun isterdim. Yaptığı ufak tefek hatalar olsa da bence çok masum bir karakterdi.

Özellikle Suho'nun saf, kıskanç ve utangaç hallerini çok sevdim. Bence çok tatlıydı.

                                                          
Dramadaki Seojun

Webtoon'daki Seojun
  
    









Han Seojun'u canlandıran Hwang In-Yeop'u da bu dizide tanıdım. Ama kendisini çok sevdim. Oyunculuğu çok iyi bence. Dramaya da yakışmış. Kendisi şimdi Netflix için yeni bir dizi çekiyor. O dizi de bir Webtoon uyarlaması.        


Seojun, daha serseri ve daha cana yakın bir karakter. Tam birlikte sinemaya gidebileceğiniz, espri yapıp hunharca gülebileceğiniz, kısacası takılabileceğiniz bir arkadaş türünden bir karakter. Eğer Suho ile Seojun arasından Seojun'u seçecek olursanız, İkinci Erkek Sendromu'na yakalanacağınızı belirtmem gerek. 

Zaten dizi Ju Kyung ile Suho'nun aşkını anlatıyor. Seojun da (yazık, garibim) Ju Kyung'a aşık, ortalıkta öyle dolanıyor. Olaylar genel olarak Webtoon'dan farklı. Açıkçası ikisi, iki farklı eser gibi. O yüzden Webtoon'u okumadan diziyi izlerseniz yabancılık çekmiş olmazsınız.

Gerçek anlamda baştan sona izlediğim ilk Kore dizisiydi bu. Genelde pek ciddi anlamda oturup Kore dizisi izlemişliğim yok, ama filmlerini epey izliyorum. Zaten beni bilenler bilir, genel olarak pek dizi izlemiyorum, izleyemiyorum. Bazen oturup Kore dizilerinin kesitlerini falan izliyordum, meraktan sadece. Ama bu benim için bir ilk oldu, güzel de bir ilk oldu aslında. İzlerken beni pek sıkmadı, ama ben okuduklarına ve izlediklerine çok kafa takan biriyim ve bu dizide de Ju Kyung'un başından bir sürü olay geçiyordu ve bazen hiç istemediğim şeyler oluyordu. O yüzden izlerken içim daralıp daralıp durdu. Sürekli bunlar bir gün yüzü görmeyecek mi deyip iç çektim. Ben böyle şeylere kendimi fazla kaptırıyorum herhalde. Bazen kitap okurken (özellikle Agatha Christie okuyorsam) kalbim çok hızlı atmaya başlıyor ve biraz dinlenip öyle devam etmek zorunda kalıyorum. Kurgusal karakterlerle çok sıkı bir bağ kuruyorum ve onların dünyasında yaşıyorum. Onlar ne hissediyorlarsa ben de onu hissediyorum. Onlar gülerlerken ben de gülüyorum, ağlarken ise ben de ağlıyorum. Mesela bu dizinin dram içeren bazı kısımları vardı. Belki de pek ağlanacak şeyler değildi ama Ju Kyung her ağladığında ben de ağladım. O yüzden sıkıntılı anlar yaşadığımı itiraf etmem gerek, diziyi her ne kadar sevmiş olsam da.

Neyse ki ben Suho'yu Ju Kyung'a daha uygun görüyordum, bu sebeple İkinci Erkek Sendromu geçirmedim. ''O nedir?'' diyecek olursanız Kore dizilerinde başrol kız mutlaka iki erkeğin arasında kalmış oluyor çünkü ikisi de ona aşık oluyor. Ancak kız onlardan birine aşık olduğu için diğerini reddediyor ve eğer siz de reddettiği kişi ile o kızı yakıştırıyorsanız İkinci Erkek Sendromu'na düşmüş oluyorsunuz. Bu bana Webtoon'larda sık sık oluyor ama bu sefer olmadı. Çünkü Suho'nun çok masum olduğunu ve Ju Kyung'u çok sevdiğini fark ettim ve onun Ju Kyung'a daha uygun olduğunu düşündüm. Çünkü Ju Kyung da ona aşıktı sonuçta. Dizinin sonunda elbette Seojun'a çok üzüldüm lakin benim yapabileceğim bir şey yoktu. Seojun daha iyi şeyleri yaşamayı hak ediyordu, acı ama gerçek, her hikayede yanan birileri olur. O yüzden ben de kendi hayal dünyamda Seojun'u kariyerine odaklanmış, mutlu bir şarkıcı olarak hayal ediyorum.

Ayrıca dizinin müzikleri ve şarkıları da gayet güzeldi, özellikle birkaç şarkıya bayıldım. Buraya tıklayarak dizinin şarkılarına ulaşabilirsiniz.

Dizinin 2. sezonu gelmeyecek. Dram-romantik bir Kore dizisi arıyorsanız bu diziyi size rahatlıkla önerebilirim.
İyi günler dilerim:)

30 Nisan 2021 Cuma

'1 YILDA HAYATIMDA NELER DEĞİŞTİ?' MİMİ

 Herkese Merhaba!


Bugün bir mim yazmaya karar verdim. Mimlerin çok eğlenceli olduğunu düşünüyorum. Ayrıca blogdaki insanların kaynaşmasını sağlıyor ve samimi bir ortama ev sahipliği yapıyor.
Bugünkü mimi yazarken sürekli kendime sorup durduğum bir sorudan esinlendim.
'1 yılda hayatımda neler değişti?' 
'1 yıl önce neredeydim ve şu an neredeyim?'

1) Geçen sene olmamı istediğim yerde miyim?
Doğruyu söylemek gerekirse hayır. Çünkü geçen sene bu zamanlarda, pandeminin başlarında  ''Seneye her şey daha iyi olacak.'' diyordum. Şimdi anlıyorum ki biraz fazla iyimsermişim. Şimdi birçok şey o zamandan daha kötü halde. Artık psikolojik olarak yıprandığımı fazlasıyla hissediyorum ve yapmam gereken şeyleri yapmak üzere motive olamıyorum.



2) Son 1 yıl iyi mi geçti yoksa kötü mü?
Orta ama kötüye daha yakın sanırım. Umarım bu yıl çok daha iyi geçer.

3) Hedeflerimi gerçekleştirebildim mi?
Pandemi nedeniyle hayır. Aynı zamanda motivasyon olarak da çok şey kaybettiğim için kendimde bazı şeyleri yapabilmek için güç bulamıyorum.

4) Neler öğrendim?
Hiçbir şeyin sağlıktan önemli olmadığını ve sağlıklı olunca geriye kalan her şeyin halledilebildiğini öğrendim. Ayrıca kendimle baş başa kalabildiğim çok fazla an olduğu için düşünmeye ve kendimi tanımaya fırsat buldum.

5) Neler deneyimledim?
Sanırım bu sene her şeyi çok uçlarda yaşadım. Üzülünce çok üzüldüm ve iyi bir haber aldığımda ise fazlasıyla sevindim. Her ne kadar sevinsem de içinde hep bir burukluk oldu tabii. Sanırım a'dan z'ye her türlü duyguyu deneyimledim bu yıl.

6) Kendimi daha mı yaşlı hissediyorum yoksa genç mi?
Bedenen çok daha yaşlı hissediyorum çünkü hareket etmeyi unuttum. Ruhen de biraz yaşlı hissediyorum ama çok değil:)

7) 1 yıl sonra nerede olmayı umuyorum?
Pandemi bitmiş, ekonomi falan düzelmiş, insanların psikolojisi rahatlamaya başlamış ve ben de sonunda okula gidebiliyormuşum gibi bir gelecek hayalim var:)


Bu yıldan itibaren her yıl bu mimi tekrarlamaya karar verdim. Umarım geçen her yılda bu sorulara olan cevaplarımızı olumlu yönde değiştirebiliriz. Hepimiz zor bir süreçten geçiyoruz o yüzden bu mim aracılığıyla biraz dertleşelim istedim.

Bunu okuyan herkesi mimledim o zaman!

28 Nisan 2021 Çarşamba

Webtoon Önerileri | Şu Aralar Okuduklarım

 Herkese Merhaba!

Daha önceki yazılarımdan birinde okuduğum Webtoonlar hakkında bir yazı yazacağımı söylemiştim. İşte o yazı, bu yazı olacak:)

Sanırım buradaki Webtoonların hiçbirinin Türkçesi yok. (Webtoon sitesinde yok, ama başka sitelerde mevcut.) Yabancı dilinizi geliştirmek istiyorsanız İngilizce okumanızı öneririm, kesinlikle çok işe yarıyor.



To You Who Swallowed a Star
 

Yeni çıkan bir Webtoon. Çizimleri aşırı güzel ve sevimli. Dili ise anlaşılır. Henüz 10 bölüm yayınlandı ve çok hoşuma gitti. 

Hajun ve Hayul
Konusundan bahsetmem gerekirse Jiu Seo isimli ana karakterimiz annesiyle birlikte çocukluk arkadaşı olan Wurin ve annesinin yaşadığı evde yaşamaktayken bir stüdyo daireye taşınırlar. Daha sonra Jiu Seo, alt katlarında yaşayan Hajul ve Hayul isimli iki küçük çocukla tanışır. Bu çocukların annesi yoktur ve babaanneleri onlara bakmaktadır. (Babaanneleri yaşlı ve hasta olduğundan buna çok da bakmak denemez.) Kısacası çocuklarla ilgilenen kimse yoktur ve bu da yetmezmiş gibi babaları onlara şiddet uygulamaktadır. Bunu öğrenen 16 yaşındaki Jiu Seo çocuklara sahip çıkmaya karar verir. Hajun, 11 yaşında bir erkek çocuğu; Hayul ise 7-8 yaşlarında bir kız çocuğudur.

Şimdilik 10 bölümde fazla bir şey olmadı ama Webtoon'un açıklamasında Hajul'un büyüyünce ünlü biri olacağı ve bunun Jiu Seo'nun hayatını çok değiştireceği falan yazıyor, yani henüz hikayenin başlarındayız. Asıl hikaye kahramanlarımız büyüdüğünde işleniyor olacak. Şimdilik sadece kahramanlarımız ve onların geçmişleri, tanışmaları hakkında bilgi ediniyoruz denebilir.

Kısacası, yeni yeni Webtoon okumaya başlayacaksanız veya hafif bir şeyler arıyorsanız size To You Who Swallowed a Star'ı rahatlıkla öneririm. Her pazartesi yeni bir bölüm yayınlanıyor, bazen yeni bölümleri beklemek çok sıkıcı olabiliyor ama işi keyifli yapan da bu zaten:)



To Love Your Enemy 

To Love Your Enemy, yeni başladığım bir Webtoon. Henüz çok fazla okumadım ama çizimlerini ve konunun anlatılış tarzını çok sevdim. Her ne kadar ismi bir Wattpad hikayesinden fırlamış gibi dursa da:)

Her pazartesi yeni bölüm yayınlanıyor. Şimdilik 63 bölüm yayınlandı, ben daha başlardayım. Vakit bulduğumda okumaya devam edeceğim.

Geçmişinden nefret eden ve yepyeni bir hayata başlayan ana karakterimiz, herkese yalanlar söyleyerek kendine yeni bir hayat inşa eder. Adını bile değiştirmiştir, artık Yeonhee Bae'dir. Ancak bir gün, bir işe girmek üzere gittiği mülakatta biriyle tanışır. Bu kişi onu geçmişten tanımaktadır ve bütün sırlarını biliyordur. Bu sebeple birbirlerine düşman olurlar ama bu düşmanlık yavaş yavaş romantizme dönüşür.

Şimdilik hoş gözüküyor, hikaye ilerlediğinde daha detaylı bir yorum yapabilirim.



True Beauty 

Şimdilik 143 bölüm yayınlandı. Her çarşamba yeni bölüm geliyor. Daha önce hakkında bir yazı yazmıştım. Okumak için tıklayın!  

Aynı zamanda bir dizisi mevcut, onu da dün bitirdim. Yakında yorumu gelecek:)



Killstagram 

Detaylı yorum için tıklayın!


Before We Knew It 

Bu sıralar kafayı gerçek anlamda taktığım bir Webtoon. Ben okumaya başladığımda elli küsür bölümü vardı ve tabii ki de yapacağımı yapıp hepsini bir anda okudum. Şimdi yeni bölümleri okuyabilmek için pazar günlerini iple çekiyorum. Çizimleri çok iyi, renkler, renk uyumları falan her şey harika. Tamamen bir sanat. Yukarıdaki Webtoonların tümü Kore'de geçiyor ve Koreli insanlar tarafından yazılıp çiziliyor. Ancak bu onlardan farklı olarak Japon bir yazar-çizer tarafından oluşturuluyor ve Japonya'da geçiyor.

Henüz 57 bölümü var, dediğim gibi her pazar yeni bölüm geliyor.

Zamanında yazar olmak isteyen ancak editörlüğün ona daha uygun bir meslek olduğunu düşünüp editör olan Kano, tam bir kitap kurdudur. Resmen kitapların içinde yaşıyor gibidir. Ayrıca gerçek hayatta yaşamadığı birçok şeyi kitaplardan öğrenip gerçek hayatına uygulamaya çalışmaktadır. Aşık olmak buna bir örnek. 26 yaşında olmasına rağmen hiç aşık olmamıştır, aynı zamanda kimseyle de çıkmamıştır.

Derken bir gün, yayınevinin müdürü Kano'yu, Japonya'nın en ünlü yazarlarından biri olan Saku Kagaya'nın editörü yapar. (Kagaya çok çapkın biridir ve hep aşk hayatıyla gündeme gelmektedir.) Kano'nun en sevdiği ve kitaplarını ezbere bildiği yazar olan Kagaya belli sebeplerden ötürü hiç aşk romanı yazmamıştır. Kano ise onu aşk romanı yazması için teşvik etmeye çalışmaktadır. Bu süreç boyunca ikili birbirine aşık olur. Aynı zamanda ikisinin geçmiş sırlarını öğrenirken aslında ikisinin kaderlerini kesiştiren kişinin Chiyoka olduğunu keşfederiz.

Chiyoka'nın kim olduğunu söylemeyeceğim, okurken keşfetmenizi tercih ederim:)


Bunların arasından en çok True Beauty'yi seviyorum. Mükemmel, 10 üzerinden 100 alır benden. En iyi çizimlere sahip olan Webtoon. Bundan daha iyisini bulamazsınız. Şimdi çizimlerine göre bir sıralama yapacağım. 

  1. True Beauty
  2. To You Who Swallowed a Star
  3. Before We Knew It
  4. To Love Your Enemy
  5. Killstagram


Şimdi de hikayeye göre bir sıralama yapacağım.

  1. True Beauty
  2. Killstagram
  3. To You Who Swallowed a Star
  4. Before We Knew It
  5. To Love Your Enemy
Şu an şunu fark ettim ki, az önce Before We Knew It'i ölümüne övdükten sonra sıralamada onu biraz yermişim. Ama bunun sebebi onun kötü olması falan değil, diğerlerinin fazla iyi olması.

Umarım yazıyı beğenmişsinizdir. Beğendiğiniz Webtoon varsa lütfen bana da önerin:)

26 Nisan 2021 Pazartesi

KÜLTÜREL BİR ETKİNLİK!

 Herkese Merhaba!


Belki biliyorsunuzdur, ben okuduğum kitapların filmlerini izlemeyi çok seviyorum. Daha sonra bunları gerek blogumda gerek kafamda karşılaştırıyorum, haklarında düşünüyorum. Açıkçası çok hoşuma giden bir etkinlik oluyor bu.

Ortaokullarda ve liselerde 2. dönemlerde mutlaka bir proje almak zorunlu oluyor. Tüm dersleriniz iyi olsa bile. Ayrıca projelerin ortalamanızı düşürme riski de var bu yüzden bunu da göze almak zorundasınız. Dolayısıyla proje alırken severek yapacağınızı düşündüğünüz ve garanti iyi not alabileceğiniz bir ders seçmelisiniz. Ben de bu yüzden ortaokulda hep Türkçeden seçtim, lisede ise edebiyattan seçiyorum:) Nedenini tahmin etmek sizin için zor olmasa gerek. Mesela geçen sene edebiyattan proje alıp tiyatroya gitmiştim. Ocak 2020'ydi. Daha sonra Mart 2020'de okullar kapandı. Nisan gibi de proje teslim vardı. Koskoca 3 gün proje için PowerPoint sunumu hazırladım. 3 günün tamamını bunun için harcadım. Sunum yapmadım, sadece belgeyi istemişlerdi. Ama projeden not alamadık çünkü 2. dönemde sınavlar yapılmadığı için 1. dönem karnesini 2. döneme aynen aktardılar. İlk başta biraz üzüldüm çünkü çok uğraşmıştım ve not alamadım. Ama sonra dedim ki, hayatımda neredeyse ilk defa gerçek anlamda tiyatroya gitmiş oldum. (Pek tiyatroya giden bir insan değilim, zaten pek fırsatım da olmuyor.) Ve bir de anı olmuş oldu benim için.

Bu sene de edebiyattan proje aldım. Kitap okuma ve filmini izleme, daha sonra bunları karşılaştırma gibi bir konu aldım bu sefer. (Okuyacağım kitaplar belli, yavaş yavaş bunları okuyacağım, yorumlarını da buraya yazmayı düşünüyorum. Ama buna ek olarak, projeden bağımsız; etkinlik için, bir kitap ile filmini karşılaştıracağım.) Çok hoşuma gitti bu konu ve aklıma bir fikir getirdi.

Hadi herkes uyarlanmış filmi bulunan bir kitap seçsin. Önce kitabı okusun ve daha sonra filmini izlesin (ya da tam tersi). Eğer manga okumayı seviyorsanız manga okuyup animesini de izleyebilirsiniz, ben öyle yapmayı düşünüyorum mesela. Ve daha sonra bunları karşılaştıralım ve sohbet edelim.

Etkinliğe katılacaksanız lütfen bu yayının altına yorum bırakın ki bloglarınızı ziyaret edebileyim. (Bu aralar çok fazla blog gezemiyorum, bu yüzden yazılarınıza rast gelmeyebilirim ve hiçbir yazıyı kaçırmak istemiyorum.)

İyi günler dilerim:)

#Killstagram

 Herkese Merhaba!

Bir Webtoon önerisiyle karşınızdayım!


Bu aralar -son bir aydır- Webtoonlarla kafayı bozmuş durumdayım. Bir sürü Webtoon'u aynı anda okuyorum ve çok güzel içeriklere denk geldim. Bugün size 1 günde okuyup bitirdiğim bir Webtoon'dan bahsedeceğim, yakın zamanda ise daha kapsamlı bir Webtoon önerileri yazısı gelecek.

Do Remi, geçmişinde kötü şeyler yaşamış, çok güzel ve çok ünlü bir sosyal medya fenomenidir. Yaptığı her şeyi, gittiği her yeri saniyesinde sosyal medyada paylaşan biri. Kısacası sosyal medyada yaşıyor denebilir. Ama peşinde sosyal medya fenomenlerini paylaştıkları hashtaglerden takip edip öldüren bir seri katilin olduğundan habersizdir.



44 bölümden oluşan bir Webtoon. Şu an duraklatılmış bir şekilde duruyor, ikinci bir sezon gelecek mi yoksa bitti mi henüz bilmiyoruz.
Gerilim/korku türünde ve hassas olabilecek görseller içeriyor. Eğer sizi etkileyeceğini düşünüyorsanız lütfen okumayın. Okuduğum gün ben de çok etkilenmiştim ama daha sonra yavaş yavaş alıştım. Hatta bloguma uzun bir süre yazı yazmayayım en iyisi diye düşündüğüm oldu. (Bir şeyler okurken sık sık böyle triplere giriyorum.)

Gerçekten sürükleyici ve güzel bir kurgusu var. Ama şu anlık kafamda oturmayan bazı şeyler ve açıklanmayan birkaç gizem var, bu yüzden 2. sezonun geleceğini ya da en azından gelmesi gerektiğini düşünüyorum.

Okurken yer yer ana karakterimize biraz sinirleneceksiniz (çünkü kafasını kullanmıyor) ama Webtoon buna rağmen güzel.

Puan vermem gerekirse 8/10 veriyorum ama 2. sezon gelirse ve aklımızdaki soru işaretlerini yok edebilirsek o zaman benden bir 9/10 alabilir.



18 Nisan 2021 Pazar

2 Kitap | Yeni Çıkanlar | Beyza Alkoç - No. 26 & Sezin Karameşe - Otuz Yedi | Kitap Yorumu


 Herkese Merhaba!

Uzun bir süredir yoğun bir şekilde kitap okumuyordum ama bu aralar eski tempomu yakalamaya başladım denebilir.

No. 26 isimli kitabı 2-3 günde okudum, Otuz Yedi'yi ise 1 günde bitirdim.

Aslında bu iki kitap da 5 Nisan'da çıktı. Ve bu da yetmiyormuş gibi ikisinin de erkek karakterlerinin adı Efe. Bir bakıma kaderleri ortak yazılmış iki kitap:)


No. 26 - Beyza Alkoç

Diğer yazılarımdan da tahmin edebileceğiniz gibi Beyza Alkoç yakından takip ettiğim genç yazarlardan. Çıkardığı kitapları hep okuyorum, bu sayede gelişimini de gözlemlemiş oluyorum. Belki biliyorsunuzdur, Beyza Alkoç kitaplarını Wattpad üzerinden yazıyor, daha sonra da kitap tamamlanınca basılıyor. Birkaç ay önce yeni bir kitaba başladığını duyurmuştu. Ben de hemen Wattpad'den ilk birkaç bölümünü okudum. Hoşuma gitti. Daha sonra kitap olduğunu öğrenince kitabı alıp okumak istedim. Yani kitabın ilk bölümünün yayınladığı günden beri bu kitabı takipteydim. Size biraz konusundan bahsedeyim.

Yeşil Küpeli Kız takma adıyla magazin haberleri yazan bir blogger olan Mine, bir gün son zamanların yıldızı olan şarkıcı Efe Duran'ın oturduğu apartmanı bulur. Aynı apartmanda kiralık bir daire olduğunu fark eden Mine, kimsenin hakkında haber yapamadığı Efe Duran'ı yakın takibe alıp hakkında haber yapmak üzere o apartmana taşınır. Ancak Mine ile Efe tanışınca işler değişir.
Çok tatlı bir romantik gençlik romanı. Aslında romanın temeli çok fazla drama dayanıyor. Hem üzücü hem de tebessüm ettirici çerez bir kitap. Ben çok keyifle okudum. Türünün güzel bir örneği.

9/10


Otuz Yedi - Sezin Karameşe

Sezin Erkek ya da bilinen adıyla Sezin Karameşe, benim çok uzun yıllardan beri takip ettiğim bir YouTuber. Diğer 'influencer' denen kesimden farklı bir insan ve içeriklerini keyifle izliyorum. YouTube'a ilk başladığı zamanlardan beri yazmayı çok sevdiğini söylüyordu. Ve en sonunda kitabını çıkardı. Bunu duyunca hemen alıp bir şans vermek istedim çünkü içten içe iyi olacağını biliyordum. Bu kitap üzerinde 2 yıl uğraşmış ve ortaya çok çok çok iyi bir iş çıkmış bence. Konusu şöyle:

İnsanların gözlerinde sürekli sayılar gören Deniz, herkeste 1 görürken karşı komşusunda 37 sayısını görmektedir. Onu ikna edip bu özel gücünün sırrını çözmeye çalışır. Ve bazı şok edici gerçekleri keşfederler.

İnternette birkaç kişinin kitabı şok içinde okuduklarını ve sonunu tahmin edemediklerini hatta okudukları en iyi kitaplardan olduğunu söylediklerine denk geldim. Bu sebeple beklentim biraz yüksekti. Aynı zamanda daha önce kendisinin yazdığı herhangi bir şeyi okumadığımdan ve bunun ilk kitabı olduğu gerçeğinden dolayı da beklentimi düşük tutmaya çalışıyordum. Ama doğruyu söylemek gerekirse çok çok çok iyi buldum. Kesinlikle beklentimi karşıladı. Ancak diğer insanlar gibi şok olduğumu söyleyemem çünkü kitabın arka kapağını okuduğumda ve kendisinin kitabını anlattığı videoyu izlediğimde sonunun böyle olacağını tahmin etmiştim. Yani en azından ana konuyu tahmin etmiştim diyeyim.

Sezin Karameşe kesinlikle çok iyi bir iş çıkarmış. Buradan onu tebrik ederim, gerçekten beni epey etkiledi. Birçok yazara taş çıkartır bu eseri.

10/10





2 Nisan 2021 Cuma

Gençlik Yolculuğu 1 Yaşında!

 


Herkese Merhaba! Umarım her şey iyi gidiyordur.

Bugün benim için özel bir gün çünkü blogum artık 1 yaşında. Bence kulağa hala çok çılgınca geliyor. Blogumu oluşturduğum günü daha dün gibi hatırlıyorum.

Sanırım bunu daha önce söylememiştim ama ben bu blogu bir ödev için açmıştım. İlk iki yazımı da o ödev için yazdım:) Küçükken televizyonda bir dizide görmüştüm, bir kızın blogu vardı ve sürekli yazılar yazıp duruyordu, o zamanlar tek istediğim yazar olmaktı ve ''Keşke-'' demiştim içimden, ''ben de sesimi insanlara duyurabilsem.''

O günden beri bu benim için bir hayal oldu ve asla cesaret edemedim. Aslına bakarsanız, sanırım biraz da büyümeyi beklemişim. Dediğim gibi gerçek anlamda hiçbir zaman cesaretimi toplayamadım. Ama geçen seneki ödevim bir bahane oldu ve bir kere başlamışken bir daha bırakmak istemedim. Çok aktif ve üretken olmadığımın farkındayım ama çabalıyorum. Zor bir seneden geçiyorum, geçiyoruz. Elimden gelenin en iyisini yapmaya uğraştım. Bu süreçte yaptığım her hata için özür diliyorum, umarım kimsenin kalbini kırmamışımdır.

Aynı zamanda bugüne kadar beni destekleyen herkese çoooooooooooooooooook teşekkür ederim:)
Siz olmasaydınız bunu başaramazdım.

İşte ilk yılımızın özeti:

Bununla birlikte 49 yayın.
Sizden gelen 250 yorum ve benden gelen 250 cevap.
58 takipçi
ve 
4300+ tıklanma...

Hepsi inanılmaz ve hepsi sizin sayenizde. Çok teşekkür ederim.
Bundan sonra daha iyi işler çıkarmak için daha çok çabalayacağım. Beklemede kalın!

17 Mart 2021 Çarşamba

Birkaç Kitap - Alkoç, Malley, Han, Poston, Bardugo

Merhaba:)
Bugün birkaç kitap yorumuyla karşınızdayım. 
Bu sefer genelde yaptığımın aksine fotoğrafları kendim çektim:)


1) Leigh Bardugo - Wonder Woman Savaşgetiren
Bu kitabı okumam çok uzun sürmüştü. Neden bilmiyorum ama kitabı elime alasım gelmemişti pek, (büyük ihtimalle yaz mevsiminde okuduğum için) ancak böyle söylediğime bakmayın, kitabı çok beğendim. Süper kahramanları severim (pek fazla süper kahraman filmi izlemememe rağmen). Bu kitapta da konu gayet güzel ele alınmıştı. Zaten bilenler bilir, Wonder Woman'ın hikayesinin içinde Yunan Mitolojisi var. Ben mitleri falan da çok sevdiğim için epey hoşuma giden bir kitap oldu bu.

Kısaca konusundan bahsedeyim. Dünyaya bir Savaşgetiren geliyor. Bu kişinin özelliği ise o yaşadığı sürece sürekli savaşların, kavgaların, kıtlıkların vs. sürecek olması. Bu yüzden bir grup insan Savaşgetiren'i öldürmek için yakalamaya çalışırken Wonder Woman'ın görevi ise o Savaşgetiren'i bulup kutsal bir ırmakta yıkanıp bu kötü güçten arınmasını sağlamaktır.
Puan: 9/10

2) Jenny Han - Sevdiğim Tüm Erkeklere

Bu kitap bir ara çok popülerdi, hatta sanırım Netflix'te dizisi ya da filmi var, denk gelmiş olabilirsiniz. Çok tatlı bir gençlik romanıydı. 

Konusu ise şöyle:
Lara Jean, aşık olduğu her erkeği unutabilmek için onlara bir mektup yazıp evindeki bir şapka kutusunda saklamaktadır. Ancak bir gün bütün mektuplar yanlışlıkla postaya verilir ve sahiplerine ulaşır.
Puan: 9/10

3) Ashley Poston - Geekerella

Bu kitap ise çok güzel bir Kül Kedisi uyarlaması.

Yıldızlararası adlı bir dizinin geek'i olan bir kız ile o dizide başrol oynayan yakışıklı oyuncunun imkansız aşkını konu alıyor.

Puan: 9/10

4) Ashley Poston - Prenses ve Hayranı

Tatlı kitaplardan biri daha.

Geekerella serisinin ikinci kitabı. Birbirine benzeyen iki kızın -bir geek'in ve çok ünlü bir aktrisin- yer değiştirmesini konu alan bir kitap.

Puan: 8/10 



Şimdi sırada Beyza Alkoç'un çok ses getiren Karantina serisi var.
Nedense kendimi bu seri hakkında bir şeyler yazmak zorundaymışım gibi hissediyorum.

Bu seri hakkında o kadar çok yorum okudum, o kadar çok yorum videosu izledim ki anlatamam. Artık bu kitap hakkında yapılan tüm övgü ve yergilerden haberdarım.
Ayrıca hakkında sorular da aldığım için artık bu yorumun zamanının geldiğini düşünüyorum.

(Bilmeyenler için not: Bu seri Wattpad çıkışlı.)

İlk önce konusundan bahsedeyim; Zeynep, okuluna yeni gelmiştir ve okuluna geldiği ilk günde okulda salgın bir hastalık tespit edilir. Okul karantinaya alınır. Bütün bunlar yetmiyormuş gibi okulda bir de cinayet işlenir. Zeynep, koridorda cesedin başında şoka girmiş vaziyette dururken okul müdürünü oğlu ve onun iki arkadaşı ile tanışmış olur. (sırayla Onur, Mert ve Burak) Belki de şimdiden bu kadarı da biraz fazla olmuş canım, diyebilirsiniz. Ancak bu daha hiçbir şey. Seri boyunca Zeynep 568445 kere kaçırılıyor ve başlarına 17618495'ten fazla kötü olay geliyor. Ayrıca seri boyunca şunu anlıyoruz ki, kimsenin anne babası aslında gerçek anne babası değilmiş falan filan.

Şimdi şaka bir yana, kitapta çok fazla klişe ve okurken 'Yine mi?' deyip göz devirebileceğiniz şey var. Hatta bir ara yazara yalvarmaya başlarken buluyorsunuz kendinizi ''Lütfen artık başlarına kötü bir şey gelmesin.'' diye. Ama benim böyle dalga geçtiğime bakmayın, o kadar kötü bir seri falan değil. Hatta bu kadar fazla olay oluyor, evet ama hepsi totalde hepsi tutarlı. Yani bu kadar olayı herkes bu kadar tutarlı yazamaz, her yiğidin harcı değil. Bu konuda yazarı tebrik etmek gerekir. 

Şunu da söyleyebilirim ki bu kitabın hitap ettiği bir yaş kitlesi var. 18 yaş altı, gençlik romanı. Bu kriterlere uymuyorsanız büyük ihtimalle kitabı hiç sevmeyeceksiniz. Dediğim gibi diğer Wattpad kitaplarından daha üstün bir kitap. Ayrıca bu kitabı o kadar da yargılamamak gerek çünkü bu kitaplar yazarın kendini geliştirme sürecine gelen kitaplar. Yani Karantina'nın ilk kitabı 6 yıl önce yazıldı ve son kitabı da 2020'de çıktı. Tabii ki de bu serinin son iki kitabında yazar artık kendi tarzını biraz daha oturtmuş halde. Doğal olarak serinin devamını getirmek zorunda olduğu için son iki kitabını okuduğunuzda yazar kendini geliştirmiş diyemeyebilirsiniz. Ancak Beyza Alkoç'un yazdığı diğer kitapları da okursanız kolaylıkla gelişimini gözlemleyebilirsiniz. Kar Küresi buna iyi bir örnek. Blogumda yorumu var. Buraya tıklayarak okuyabilirsiniz.


Özetle kötü bir seri olduğunu düşünmüyorum, sadece klişeler fazla. Ayrıca yazarın kendini geliştirdiğine tanık olduğum için kendisine epeyce saygı duyuyorum. Ortalama bir seri olduğunu söylemek istiyorum.



Şimdi geldik bir başka seriye. Bildirge-Direniş-Miras üçlüsü. Mükemmel bir distopya.
(Bildirge o kadar uzun süredir bende ki ismi solmuş:))

Uzun Ömürlülük ilaçlarının bulunmasıyla ölümsüzlük elde edilir. Böylece insanların çocuk sahibi olması yasaklanır. Her şeye rağmen çocuk sahibi olan insanlar tespit edilir ve çocukları 'Artık Deposu' adı verilen bir yetiştirme merkezine gönderilir. Artıkların Uzun Ömürlülük ilacı kullanmaları yasaktır ve diğer insanlara hizmetçilik etmek üzere yetiştiriliyorlardır. Artık Anna ve Artık Peter bu düzene baş kaldırarak daha iyi bir geleceğe sahip olmak için uğraşırlar. 

Bu arada kitap 2140'ta geçiyor. Çok güzel yazılmış bir kitap. (DİKKAT! SPOILER) Kitapta tasvip etmediğim tek bir şey var, o da ana karakterin 17 yaşında çocuk sahibi olması.

Puan: 8/10

Yorumlarınızı bekliyorum:)                              

True Beauty | Webtoon

 

İlk olarak Webtoon'un ne olduğundan bahsetmem gerekirse, web ile cartoon kelimelerinin birleşiminden türemiş bir sitedir Webtoon. Kısaca Güney Kore menşeili, dijital çizimlerle yapılan dijital bir çizgi roman sitesi. Webtoon'lar İngilizceye çevriliyor zaten. Ama eğer başka insanlar Türkçeye ya da herhangi bir dile çevirirse o dillerde de okuyabilirsiniz.

Bugüne kadar çok fazla Webtoon okuyamamıştım. Ama geçenlerde ''Artık okumaya başlayacağım.'' dedim ve internette sürekli gördüğüm True Beauty'yi okumaya başladım. Ben okumaya başladığımda 134 bölümü yayınlanmıştı ve ''Nasıl okuyacağım şimdi bu kadar bölümü?'' diye düşünmüştüm ama 4 günde 134 bölümü okudum, evet. Hatta her çarşamba yeni bölüm yayınlandığı için 135. bölümü de o 4 gün içerisinde okumuş oldum.

136. bölüm tam sınavlarımın ortasındayken yayınlandı ve yorgun argın okuldan eve geldiğimde (pazartesiden çarşambaya kadar 8 sınav olduğum için) bunun şerefine kendimi ödüllendirdim ve onu da okudum. 137. bölüm siz bunu okurken yayınlanmış olacak sanırım.

Belki aranızda çıldırmış olduğumu düşünenler olabilir (bu kadar hızlı okuduğum için) ama gerçekten çok hoşuma gitti. Ayrıca stresli bir dönemde olduğum için kendimi rahatlatmak üzere kitap okumak yerine Webtoon okudum.
Ben İngilizce kitap okumak konusunda tembellik eden bir insanım. Ama okumam gerektiğini biliyorum, bir dilde iyi hale gelebilmek tabii ki de okumakla olur, ancak dediğim gibi bu konuda tembelim, üşeniyorum ve okuduğum kitaplar genelde klasik kitaplar olduğu için, İngilizce versiyonları bana çok ağır geliyor. Bu yüzden Webtoon benim için çok yararlı oldu. 4 günde gerçekten konuşurken akıcılaştığımı hissettim. (Kendi kendime hep İngilizce konuşuyorum da.) 

Konusundan bahsetmem gerekirse, kendisini çok çirkin bulan ve diğerleri tarafından da çirkin bulunan Jugyeong, makyaj yapmayı öğrenip bambaşka bir insana dönüşür. Böylelikle iki farklı kişi gibi yaşamaya başlar. Çizgi roman dükkanında tanıştığı Suho ve okuldan tanıştığı Seojun ile yaşadıkları ve Suho ile Seojun'un arkadaşlığının altından çıkan dram işlenmekte. 
Kısacası romantik bir Webtoon, manga olsaydı shojo manga olurdu yani.

Aynı zamanda bu Webtoon'un dizisi de çekildi. (Çok fazla rağbet gördüğü için) Onu da izlemek istiyorum vakit bulunca.

Eğer önerdiğiniz Webtoon olursa severek okuyabilirim.

16 Mart 2021 Salı

Yakın Zamanda İzlediğim Filmler #3

 

Ateş Hattında / In The Line Of Fire


Başkana düzenlenecek bir suikastin farkına varan koruma Frank'in başkanı kurtarması ve suikastçiyi yakalamaya çalışmasını konu alan 1993 yapımı film.


Güzel ve aksiyonluydu.


8/10

Şanghay Takibi / Smart Chase



Değerli bir vazoyu taşımaları için görevlendirilen bir ekip, taşıma sırasında saldırıya uğrar ve vazo bu sayede el değiştirir. Aynı zamanda, eskiden taşıdıkları ve çaldırdıkları tablonun da aynı çetenin elinde olduğunu öğrenince ikisini de çetenin elinden geri almak için bir operasyonu başlatırlar.


7/10
Annem


Kızını okutmak ve iyi bir hayata sahip olmasını sağlamak için çabalayan bir annenin ve kızının hikayesi.


Eğer benim gibi duygusalsanız izlemeyin bence, ben izlerken çok ağladım.


9/10





Kaçakçı / The Mule

Para kazanmak için uyuşturucu kaçakçılığı yapan yaşlı bir taşıyıcıyı konu alıyor film.

İlk başta bakmaması söylendiği için taşıdığı şeylerin uyuşturucu olduğunu anlamayan Earl, birkaç sevkiyat yaptıktan sonra bu kadar para kazanmasını sağlayacak ne taşıdığını merak eder ve sonunda çantaları açar. İlk başta bir suç işlediğinin farkına vardığı için korkan Earl, daha sonradan bu düşünceyi boş verip taşıyıcılık yapmaya devam eder. Aynı zamanda polis departmanı da bu yüklü miktar maddenin nasıl polise yakalanılmadan taşındığını ve kimin taşıdığını araştırmaya başlar.

İzlemesi çok keyifliydi.

10/10


Stephen King - Yeşil Yol

 

Herkese Merhaba.

Bence Yeşil Yol filmini ya da kitabını duymayan kalmamıştır. Genel olarak hep önce kitabı okuyup daha sonra uyarlanmış filmleri izlerim. Ancak bu sefer tam tersi oldu.


Annemin önerisiyle filmi izledim ve çok beğendim. Gerçekten harika bir başyapıt. Tom Hanks'in oynadığı filmleri hep beğenirim zaten. Aynı zamanda, bilenler bilir, Stephen King'e bayılıyorum. En sevdiğim yazarlardan biri. Kitapları zaten çok çok iyi olmakla beraber, kitaplarını konu alan filmler de en az onlar kadar iyi oluyor.

Filmi izlediğimde aşırı beğenmiştim. Hem de sonunda büyük bir şok yaşamıştım. (Şimdi orayı söyleyip sürprizbozan vermeyeyim.)

Daha sonra mutlaka kitabını da okumalıyım, diye düşünmüştüm. Kitabını da okudum yakın zamanda. Şimdi onu yorumlayacağım.

Öncelikle şunu söylemeliyim ki, kitabın konusu, işlenişi ve King'in üslubu çok güzel. Daha önce de söylediğim gibi King'in kalemi çok sağlam ve bunu da bu kitapta rahatça görebiliyoruz.

Kitap gerçekten bence kusursuzdu. Çok akıcı, çok açıklayıcı ve çok tutarlıydı. Stephen King gibi bir yazar olabilmek en büyük hayallerimden bir tanesi.

Bilmeyenler için biraz kitabın konusundan bahsedeyim.

Ölü bulunan Detterick ikiz kız kardeşlerin katili olarak onların cesetlerinin başında bulunan John Coffey tutuklanır. Coffey, bir devin boyutlarına sahip bir siyahidir. Aynı zamanda bütün kanıtlar görünürde onu işaret etmektedir. İşlediği iddia edilen cinayetten dolayı elektrikli sandalyeye oturtularak idam edilecektir. Ancak Coffey, cinayetleri işlemediği gibi olağanüstü bir gücün de sahibidir.

Bu kitap beni çok düşündürdü. John Coffey öldüğünde o kadar üzüldüm ki anlatamam, içim acıdı. Kurgusal karakterlerle çok fazla bağ kuruyorum bazen. Bu yüzden her 20 Kasım'da (öldüğü günde) John Coffey'i anmaya ve onun hakkında düşünmeye karar verdim kitabı okumayı bitirdiğimde.

John Coffey aslında bir sembol, dünyayı daha iyi bir yere getirmeye çalışıp suçlu bulunanların sembolü.

14 Mart 2021 Pazar

Nasıl Gidiyor?

Uzun zamandır bir şeyler yazmıyorum. Aslında yazmak istediğim çok fazla şey var, aklımda çok fazla fikir var ama gerçekten çok meşgulüm.


Yaklaşık bir aydır lise öğrencileri olarak sınav telaşındayız.  Sınav takvimi bir açıklanıyor bir iptal oluyordu, bu sırada bizler de çalışmalarımıza devam ediyorduk. ''Sınavlar olacak mı, olmayacak mı?'' derken, en sonunda sınavların yapılmasına karar verildi. Benim okulum 5 güne 12 sınav sığdırdı. 2 gün üçer, 3 gün de ikişer sınavım vardı. Fazlasıyla yorucu bir süreç bu. Okula en son 13 Mart 2020'de gitmiştim. Daha sonra sınav vesilesiyle 8 Mart 2021'de okula gitmeye başladım. Söylemesi kolay ama tam 1 yıl okula gitmemişim. Düşüncesi bile kötü.

Sınavların bitmesiyle hissettiğim saadet kısa sürdü. Nedeni ise ''sınavlardan acaba kaç aldım'' endişesi, ödevler, projeler ve ikinci sınavlar. Şu an bile bu gece bitmesi gereken ödevimi yapmak yerine blog yazıyorum, bu biraz suçlu hissettiriyor.

Sınavlara hazırlanma ve sınav olma sürecinde yayınlarıma bir sürü yorum geldi ancak çok yoğun olduğum için bana gelen mailleri görmüş olsam bile çok geç cevaplamak zorunda kaldım, bunun için özür dilerim.

Yavaş yavaş Gençlik Yolculuğu'nun 1. yaşına doğru ilerliyoruz. Aslında bunun için kafamda çok güzel fikirler var. Ancak tam da sınav haftamın ortasına denk geliyor bu yüzden şimdiden hazırlayıp o zaman paylaşmayı düşünüyorum yazılarımı.

Sizler neler yapıyorsunuz, nasıl gidiyor?


23 Şubat 2021 Salı

Birkaç Agatha Christie Kitabı

Doğu Ekspresinde Cinayet, Agatha Christie'nin en ünlü kitaplarından biri. Sanırım birçok kişi adını duymuştur.
Adından da anlaşılacağı gibi, bir trende bir cinayet işleniyor ve o sırada o trende olan ünlü dedektif Hercule Poirot cinayeti çözme işini üstleniyor.

Epey sağlam kurgulanmış bir kitaptı ve sonlarında resmen ağzım açık kaldı. Gerçekten kırk yıl düşünsem böyle biteceği aklıma gelmezdi. Herkesin okumasını önerdiğim bir kitap, okurken hiç sıkmıyor, çok akıcı, sürükleyici. Agatha Christie'nin dili her zaman sade zaten. Bu sebeple elinizden düşüremeyeceğinizi garanti edebilirim.

10/10

Nil'de Ölüm kitabı da çok ünlü Agatha Christie kitaplarından biri.
Çok güzel, çok zengin, çok akıllı ve yetenekli bir genç kız olan Linnet Doyle; en yakın arkadaşının nişanlısı ile evlenmiştir. Bu yeni evli çift,
Mısır'da balayı tatiline çıkmışlardır.

Nil'de gezi yapmak amacıyla bindikleri gemide bir cinayet işlenir. Ve acaba katil kimdir?

Bence bu kitap çok güzeldi. Bugüne kadar okuduğum Agatha Christie kitaplarının arasından en kalın olanıydı (Agatha Christie'nin kitapları genelde incedir.) ama aynı zamanda da en çabuk okuduğum kitabıydı. Katili tahmin etmek epey zordu. Bu kitapları keyifli yapan da bu zaten. İçinde Poirot olan sıkıcı bir kitap olamaz, okurken giderek Poirot'nun zekasına hayran kalıyorsunuz.                10/10


Ölen bir antikacının evini kiralayan Clarissa ve eşi Henry, kızları Pippa'yla birlikte huzur içinde yaşamaktayken bir gün hiç beklenmedik bir şey olur. Clarissa, salonda bir ceset bulur.

Kitap zaten çok ince, bu yüzden daha fazla şey söylersem (yani yazarsam) kitabın bazı sürprizleri kaçabilir.

Bence sürükleyici bir kitaptı. (Agatha Christie'nin sürükleyici olmayan kitabı yok ki!) Nedense bu kitabı okumak bana satranç oynuyormuşum gibi hissettirdi. Okurken sürekli kafamda senaryolar uydurduğum içindir belki de. 

10/10



Belki de Agatha Christie'yi küçüklüğümden beri çok sevdiğimden tarafsız davranamıyor olabilirim ama benden 10 puan almayacak bir kitabı olduğunu düşünmüyorum:)